Sitemizdeki var olan binlerce üyelik, altyapı yenilemesi sebebiyle kaldırılmıştır. Yeniden hızlıca üye olup>> soru gönderebilirsiniz.

Yüce Kitabımız livâtayı (homoseksüellik-eşcinsellik) kınıyor ve yasaklıyor!

Kur'an-ı Kerim’de zikredilen “nikâh, tezvîc, zevc, zevce...” gibi ilgili kelimeler-mefhumlar daima ve istisnasız olarak kadınla erkeğin evlenmesi manasında kullanılmıştır. İslâm şerîatı, cinslerin kendi aralarında cinsel ilişkilerine ve karşı cins ile de nikâhsız ilişkiye müsaade etmemiş ve bu fillere cezalar koymuştur.

 

Kadınlarınızdan çirkin fiilde bulunanlara karşı aranızdan dört şahit getirin. Eğer şahitlik ederlerse, o kadınları ölüm alıp götürünceye yahut Allah onlara bir yol açıncaya kadar evlerde tutun. İçinizden bu çirkin fiili işleyen ikilinin canlarını yakın. Eğer tevbe eder, durumlarını düzeltirlerse artık onlara eziyet etmekten vazgeçin; çünkü Allah tevbeleri çok kabul eden, çok merhamet edendir.” [Nisâ suresi, 15-16]

Fuhşun çeşitlerine göre cezalarını belirleyen Nisâ ve Nûr sûrelerinin muhtelif ayetleri birbirini tamamlamış… Âyetlerin müphem (açıklanmaya muhtaç) kısımlarını da hadisler açıklamış… Dolayısiyle başlıca cinsel suçlarla ilgili cezaların kaynağını Sünnet ve buna dayalı Sahâbe icmâı teşkil etmiştir.

Eserlerde umumiyetle ‘çirkin fiil’ diye tercüme edilen “fâhişe” kelimesi Kur'an'da, hemcinsler arasındaki cinsel ilişki için de kullanılmıştır. [Ankebût suresi, 28] Buradan hareketle âyetler lafızlarına uygun olarak tefsir ve te’vil edildiğinde 15. âyette kadınların kendi aralarında yaptıkları fuhuştan ‘sevicilik, lezbiyenlik’, 16. âyette de erkeklerin kendi aralarında yaptıkları fuhuştan ‘livâta ve homoseksüellik’ten bahsedildiği anlaşılmaktadır. Nûr sûresinin 2. âyetinde ise, kadınlarla erkekler arasında yapılan fuhuş (zina) suçunun hükmü açıklanmıştır. Şu halde suçların cezalarıyla ilgili hükümlerde bir değişme-değiştirme (nesih) de söz konusu değildir. Buna göre;

a) Seviciliğin cezası kadınları evlerde hapsetmektir; “Allah'ın onlara bir yol açması” ise, hallerini düzeltmeleri ve erkeklerle evlenmeleridir.

b) Livâta suçunun cezası, bunu yapanlara söz ve fiille eziyet çektirmek, onlara maddî ve mânevî olarak acı vererek canlarını yakmak, böylece bu iğrenç fiili işlemekten vazgeçmelerini sağlamaktır. Ceza olarak ne söyleneceği, ne yapılacağı âyette açıklanmamış, içtihat ve uygulamaya bırakılmıştır.

c) Kadınla erkek arasında yapılan fuhuşun cezası ise Nûr sûresinde (ayet: 2) açıklandığı üzere yüzer sopadır. Tabii bekârsalar… Evli oldukları takdirde, recm hükmü devreye giriyor.

***

Lût aleyhisselâm ve kavmi

Lût'u da (peygamber gönderdik). Kavmine dedi ki: ‘Sizden önceki milletlerden hiçbirinin yapmadığı fuhşu mu yapıyorsunuz! Çünkü siz, kadınları bırakıp da cinsel tatmin için erkeklere yanaşıyorsunuz. Doğrusu siz taşkın bir milletsiniz.’ Kavminin cevabı, ‘Onları (Lût ve arkadaşlarını) memleketinizden çıkarın! Çünkü onlar fazla temizlik taslayan insanlar!’ demelerinden başka bir şey olmadı. Biz de onu ve karısı dışındaki aile fertlerini kurtardık. Karısı geride kalanlardan (kâfirlerden) idi. Ve üzerlerine dehşetli bir (taş) yağmur(u) yağdırdık. İşte gör günahkârların sonunun ne olduğunu!” [A'râf suresi, 80-84] 

Lût aleyhisselâm, Hz. İbrâhim'in kardeşi Haran'ın oğludur. İslâmî kaynaklarda soy kütüğü Tarah oğlu Haran oğlu Lût şeklinde geçmektedir. Hz. İbrâhim ile birlikte Irak'tan ayrılmış; Tevrat'ta bildirildiğine göre Ölüdeniz kıyısındaki Sodom ve Gomore'de (Ammûre) peygamber olarak vazifelendirilmiştir. Buralarda oturan halk, inkârcılık yanında, ‘livâta’yı (homoseksüilleği-eşcinselliği) da gelenekleri haline getirmişlerdi. Hz. Lût, erkeğin erkeğe yaklaşması (homoseksüellik) şeklindeki bu fuhuş çeşidini, daha önce hiçbir millette görülmemiş ölçüde yaygınlaştırmaları sebebiyle onları tenkit etti… Kendisinin güvenilir bir peygamber olduğunu, Allah'tan korkup davetine icâbet etmeleri, hallerini düzeltmeleri gerektiğini söyledi [bkz. Şuarâ suresi, 160-164] ve bu yaptıkları sebebiyle onları “müsrifler” diye vasıfladı. “Mâkul ve meşrû ölçüleri aşan” manasına gelen müsrif kelimesinin burada cinsel sapıklığı ifade ettiği anlaşılmaktadır.

Kitap ve Sünnet'te zinanın cezası belirlenmekle beraber, sapıklık ve çirkinlik sayılarak yasaklanan eşcinselliğin cezası tayin edilmemiş; bu yüzden Müslüman âlimler bu suçun cezası hakkında recm (taşlama), yakma, üstüne duvar yıkma, yüksek bir yerden atmak suretiyle öldürme gibi farklı idam usûlleri teklif ve tavsiye etmişlerdir. İmam-ı Azam Ebû Hanîfe hazretleri ve diğer bazı âlimler (rahımehumullah)  ise ta'zîri yani hâkimin uygun göreceği öldürme dışındaki bir cezayı yeterli bulmuşlardır.

***

Hadislerde de livâtaya (eşcinselliğe) kesinlikle izin ve müsamaha yoktur.

İslamî kaynaklarda mevzumuzla ilgili iki kelimenin manaları ve mefhumları farklıdır ve hükümde hataya düşmemek için bu farkın dikkate alınması gereklidir.

Hunsâ” kelimesi, “her iki cinse ait organları bir arada bulunduran veya her ikisi de olmayıp yalnızca idrar yapmaya yarayan bir deliği bulunan insan” için kullanılır. Bunlara erkek mi, kadın mı muamelesi yapılacağı mevzuunda çeşitli teşhis görüşleri vardır.

Muhannes” ise yumuşaklık, söz, bakış ve davranış gibi hususlarda kadına benzeyen erkek demektir.

Muhannesler de fıkıh'ta iki gruba ayrılır.

Birinci grup, doğumundan itibaren böyle olanlar, böyle yaratılmış sayılanlar; bunlara, işi fuhuş ve zina boyutuna götürmedikçe bir suç ve günah isnad edilemez.

İkinci gurup ise sonradan bozularak ve kendi iradeleriyle kadınlara benzemeye özenenlerdir ki, bunlar hadislerde lânetlenmişlerdir.

Ebu Dâvud'un Sünen’inde zikri geçen bir hadis şöyledir:

Rasûlullah’a (s.a.v.), ellerine ve ayaklarına kına yakmış olan bir muhannes getirildi. Peygamberimiz (s.a.v.),

- “Buna ne olmuş” dedi.

- “Kadınlara benzemeye çalışıyor” dediler. Nakî' denilen bir yere sürülmesini emretti.

- “Onu öldürelim mi” diye sordular.

- “Namaz kılanları öldürmek bana yasaklandı” buyurdular.

Bu hadiste şu hususlar dikkat çekiyor:

Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) “eşcinselliğe” izin vermek veya müsamaha etmek şöyle dursun, “kadınsı davranan, ellerine ve ayaklarına kına yakan birinin” bu davranışını bile hoş görmüyor, kötü örnek olmasın diye, cemiyetten/toplumdan uzak bir yere gönderiyor (tecrid ediyor, sürüyor).

Fahr-i Kâinat (s.a.v.) dönemi toplumu, yalnızca “kadınsı davranan” bir kimsenin bile öldürülebileceğini düşünüyorlar, ama Peygamberimiz (s.a.v.) “onun inanmış ve ibadet eden bir mü’min” olduğunu ve öldürülmesinin caiz olmadığını söylüyor.

Yine Ebu Dâvud’un Sünen’ine ve Müslim'in de Sahih’ine aldıkları bir diğer hadis ise şu mealdedir:

Rasûlullah’ın (s.a.v.) hanelerine bir muhannes girip çıkardı (hizmet eder, yardım alırdı). Rasûl-i Ekrem’in (s.a.v.) hanımları onu, “gayr-i üli'l-irbe (kadınlara ilgi duymayan biri) sayarlardı. [Bkz. Nûr sûresi, 31] Bir gün Efendimiz (s.a.v.), o muhannes, zevcelerinden birinin hanesinde iken yanlarına girdi. Bu sırada muhannes, bir kadını anlatıyor; “Önden dört büklüm, arkadan sekiz büklüm ile sallanarak yürüyor” diyordu. Rasûlullah Efendimiz (s.a.v.), “Görüyorum ki bu kişi, bunlara kadarını biliyor, bundan sonra yanınıza girmesin” buyurdu. Ezvâc-ı tâhirat da onu evlerine girmekten menettiler.

Hadisin bir başka rivayetinde şu ilave de yer almaktadır: “Muhannes Beydâ denilen bir yere gönderilmişti. (Rasûlullah Efendimizin hanımları), bu takdirde o açlıktan ölür” dediler. Peygamberimiz (s.a.v.) de her Cuma günü gelip iki kere eve girmesine, ihtiyaçlarını alıp yerine dönmesine izin verdi.

Bu hadis de “kadınların cinsel nesnelerini/objelerini idrâk eden (algılayan)” bir kimsenin “erkek sayılacağını ve kadınların ona karşı erkek gibi davranmaları gerektiğini” ifade ediyor. Ayrıca böyleleri işi, hangi cinsle olursa olsun, zina boyutuna götürmedikçe onlara iyi davranılması, ihtiyaçlarının karşılanması, fakat topluluk içinde kötü örnek olmaması ve kötülüğe sebep olmaması için uzak tutulması gerektiğini de anlatmış oluyor.

Sonuç olarak hadislerde de İslâm'da lûtîliğin/eşcinselliğin normal karşılandığına dair bir delil bulmak mümkün değildir.

 

Go to top