Soru sormadan önce mutlaka sağ üstteki "Arama" butonuyla sorunuzu sitede aratınız.

18 Ekim 2011, 19:46

Bir sitedeki "12 İmam" tartışmaları, sorular ve cevaplarımız

Soru 1 - ehli sünnet akaidinde 12 imam kavramı varmıdır?

esselamu aleyküm

forumankebut.net – ehli sünnet akaidinde 12 imam kavramı varmıdır? kardeşlerim inşallah bu konuda bilgili arkadaşları bu konuda görüş ve kaynaklarını paylaşmalarını rica edicem

kardeşlerim itikadımız olan ehli sünnet vel cemaate göre 12 imam kavramı diye bir kavram varmıdır?

varsa bu kavram nedir?

12 rakamı neye göre belirlenmiş ve bu 12 isim kimdir?

şimdi yazdığım bölümü okuyan kardeşlerimden birde ricam var.

12 imamın ne yada kimler olduğunu bilmediğimi düşünmesinler ben akaidimizin ilmi kaynaklarına göre cevap bekliyorum inşallah faideli bir yazışma olur

***

Cevap 1: İmam-ı Rabbani (k.s.) hazretlerinin bu husustaki açıklamaları:

"Kurb-i velâyet yolundan Hakk'a vâsıl olanların muktedâsı (kendisine uydukları), reîsleri, o büyüklerin feyiz kaynağı Hz. Aliyyü'l-Murtezâ kerramellâhü teâlâ vechehü'l-kerîm'dir. Bu şânı, şerefi, keyfiyeti büyük makam ve mevki ona bağlıdır. Bu makamda, Nebî sallallâhü aleyhi vesellem'in mübârek ayakları, âdeta Ali kerramellâhü vechehû'nün başı üzerinde gibidir. Hazret-i Fâtıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin (r.anhüm) de, bu makamda onunla ortaktırlar.

"O kanaatteyim ki; Hz. Ali (k.v.), maddî hayatın meydana gelmesinden evvel bu –kendisine müracaat olunacak ve sığınılacak– yüce makamın sahibi idi. Nitekim maddî hayatın başlamasından sonra da bu yoldan her kime bir feyz ve hidâyet ulaştı ise, onun vâsıtasıyla ulaşmıştır. Zira o, bu yolun son noktasındadır ve bu makamın merkezi ona bağlıdır.

"Ne zaman ki onun devri tamamlandı; şeref ve itibarı, rütbe ve derecesi çok büyük olan bu makamı, sırasiyle oğulları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'e (r.anhümâ) teslim etti. O ikisinden sonra da, tertip üzere ve düzenli bir şekilde on iki imamdan her birine geçti." 

Bu demek oluyor ki; Ehl-i Sünnet inancında 12 İmam vardır, bunların tesbit ve tensibi de ilahidir. Öyle onun bunun seçmesi ve tanzimi değildir. Ezelî bir takdir iktizasıdır. Bir bakıma peygamberlerin (aleyhimüsselâm) gönderilmesinde olduğu gibidir. 

*** 

Soru 2 - halis hocam bu yazdığınız kısmı anlamadım

Kurb-i velâyet yolundan Hakk'a vâsıl olanların muktedâsı (kendisine uydukları), reîsleri, o büyüklerin feyiz kaynağı Hz. Aliyyü'l-Murtezâ

bu kısımın ne ifade ettiğini çözemedim

Nitekim maddî hayatın başlamasından sonra da bu yoldan her kime bir feyz ve hidâyet ulaştı ise, onun vâsıtasıyla ulaşmıştır. Zira o, bu yolun son noktasındadır ve bu makamın merkezi ona bağlıdır

bu kısımı zaten hiç anlmadım

tasavvufi kavramlar heralde,

yani yukarıdaki alıntı yaptığım metni genelini anlamadım

hocam bide şu var anladığım kadarı ile ehli sünnettede 12 imam kavramı var,şiilerdede 12 imam kavramı var

fark ne hocam aliosman kardeşim ifade etmeye çalıştı ama ben çok anlamadım

fark ne hocam

***

Cevap 2: Sevgili  ebuyusuf  rumuzlu kardeşim;

Kurb-i velâyet yolundan Hakk'a vâsıl olanların muktedâsı (kendisine uydukları), reîsleri, o büyüklerin feyiz kaynağı Hz. Aliyyü'l-Murtezâ'dır (keramellâhu vecheh).”

Anlamadığını söylediğin bu ifadeler, kaynak olarak da belirttiğimiz üzre, İmam-ı Rabbani hazretlerine aittir ve tasavvuf sahasındaki ilerleme / Hakk’a vâsıl olma-kavuşma yollarını anlatmaktadır. Bu da ikidir; birincisi nübüvvet, ikincisi de velayet yolu. Diğer bir ifadeyle; hafi (gizli) zikir, cehri (açık) zikir yolları. Yazıda her iki yol da oldukça geniş şekilde anlatılmıştır.

Ancak, sizin de ifade ettiğiniz gibi bunlar tasavvufi kavramlar… Ve takdir edersiniz ki tasavvuf, yaşanmadan kolayca anlaşılıp kavranabilecek bir saha değildir. O bakımdan tasavvufun bir ismi de, “ilm-i hâl”dir. Yani yaşanarak, bilfiil içinde olunarak elde edilebilecek bir ilim… Yine edebiyattan mülemma’ üslubiyle denilmiştir ki; “men lem yezuk bilmez yazık”. Kısaca şu demek: Tatmayan bilmez.

Velhasıl toparlamak gerekirse, adı üzerinde “manevi” olan bir şeyi, maddi vak’alarla / olgularla anlatmak, anlamaya çalışmak tabii ki zor.

Şu kadarını ifade etmekte yarar var; yine İmam-ı Rabbani (k.s.) hazretlerinin açıklamaları arasında geçtiği üzre, terbiye usûlünde farklılıkları olan bu her iki yol da, neticede kulu Allah’a (c.c.) kavuşturan yollardır. Kimin fıtratı hangi yolda ilerlemeye, hangi yolun terbiye metoduna uymaya daha yatkınsa, o kişi o yolda yürür, tercihini ona göre yapar… Yahut onu terbiye edecek olan mürşid, müridi ona göre yönlendirir. Nitekim bu iki yolun teşekkül sebebi de zaten budur… Hz. Ebubekir’in(r.a.)fıtratı birinci yola (nübüvvet yoluna), Hz. Ali’in (r.a.) fıtratı ise birinci yoldan ziyade ikinci yola (velayet yoluna) daha müstaid (istidatlı-kabiliyetli)olduğu için Rasûlüllah Efendimiz (s.a.v.) de onlara hılkatlerine / yaratılışlarına uygun olan yolları talim etmişlerdir. Ve tabii aynı zamanda bu yolların da reisleri olmuşlardır onlar... Ama sonuçta her ikisi de Rasûlüllah’a (s.a.v.), oradan da onun vasıtasiyle Cenab-ı Hakk’a bağlanmaktadır.

Nitekim maddî hayatın başlamasından sonra da bu yoldan her kime bir feyz ve hidâyet ulaştı ise, onun vâsıtasıyla ulaşmıştır. Zira o, bu yolun son noktasındadır ve bu makamın merkezi ona bağlıdır.” (Bkz. http://halisece.com/islami-makaleler/334-ilim-amel-ihlas-ve-kulu-allaha-kavusturan-yollar.html)

Bu sözlerle anlatılmak istenen de (kasır aklımla anladığım kadarıyla); onun bu makama gelişi, ilahi proğramla-takdirle alakalı bir husustur, birilerinin seçimiyle-takdiriyle alakalı değildir. Bir başka ifadeyle; bu o gün kararlaşmış bir şey olmayıp ezeli takdir icabıdır. Yani maneviyat büyükleri, insanları irşad selahiyetiyle vazifeli Allah dostları, demokrasilerde olduğu gibi aşağıdan yukarıya halk tarafından değil, yukarıdan aşağıya Allah tarafından intihab edilir/seçilirler.

***

Soru 3- “hocam bide şu var anladığım kadarı ile ehli sünnettede 12 imam kavramı var,şiilerdede 12 imam kavramı var. fark ne hocam aliosman kardeşim ifade etmeye çalıştı ama ben çok anlamadım. fark ne hocam?”

****

Cevap 3: Evet  sevgili ebuyusuf!

12 imam” kavramı hem Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat’te hem de Şîa’da vardır. Her iki tarafın isim listesi-sıralaması da doğrudur. Bu durumda sizin deyiminizle, “fark ne?”

Fark şu:

Şîa’nın 12 İmam’la kastettiği, onlara yüklediği husus, zahiri hilafet meselesidir, siyasi-idari yetkidir.

Ehl-i Sünnet ise 12 İmam’ın siyasette değil tasavvufta velayet yolunun / cehri-açık zikir yolunun imamları olduğuna inanır ve kabul ederler. İmam-ı Rabbani hazretlerinin beyan ettiği gibi…

Ayrıca Şîa, idari hilafeti de 12 İmam’a inhisar ederler. Oysa senin çeşitli kaynaklara istinaden aktardığın bilgiler de göstermektedir ki, Ehl-i Sünnet'in idari manadaki hilafet meselesine yüklediği anlam ve buna göre yaptıkları sıralamalar farklıdır. Ve deyim yerindeyse bahs-i diğerdir. Ayrıca Şîa, Ehl-i Sünnet’in ittifakla kabul ettiği ilk üç halifenin hilafetini kabul etmezler. Ki bunlar; peygamberlerden (aleyhimüsselam) sonra insanların en üstünü olan sırası ile Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman’dır (r.anhüm). Tabii ondan sonra da Hz. Ali’dir (r.a.). İşte aradaki fark ya da farklar bunlardır. Keza bir fark daha vardır ki; o da,Ehl-i Sünnet mensupları bu zatların gittikleri yola tam olarak ittiba ederler… Resûlüllah’ın (s.a.v.), dört halifenin sünnetine, sair ashabın ve onların izini takip edenlerin yoluna -moda deyimle- sözde değil öz'de uyarlar. Bid’atlerden de şiddetle kaçınırlar.

Rabbim cümlemizi, kurtuluş fırkası-zümresi olan Ehl-i Sünnet camiasından ayırmasın. Bid’atin her nev’inden uzak kılsın. Huzuruna kâmil bir imanla çıkabilmeyi nasip eylesin.

Bilvesile herkese selamlar…

***

Soru 4- hocam verdiğiniz bilgiler için sağolun peki bikaç soru daha sorsam cevaplarsanız sevinirimşimi ehli sünnet hadis alimlerinin eserlerinde 12 imamla alakalı hadisler bolca mevcutturben buraya kopyaladım bu hadisleria) Müslim Sahih'inde (c.6, Kitab-ül İmare, Bab-u En-Nas-ü Tebaün Li Kureyş, s.3) ve Ahmed ibn-i Hanbel Müsnedi'nde (c.5,s.86, 89, 90, 98) Cabir İbn-i Semure'den Resul-i Ekrem'in şöyle buyurduğunu nakletmişlerdir:

 1- "On iki halife var olduğu sürece İslam aziz olacaktır."

 Ravi (Cabir) diyor ki: "Daha sonra bir şey buyurdu, fakat ben anlayamadım. Babam'dan Resulullah'ın (s.a.a) ne buyurduğunu sorduğumda dedi ki:

 "Onların (halifelerin) hepsi de Kureyş'tendir." buyurdu

2- Başka bir rivayette Cabir ibn-i Semure'den şöyle dediği nakledilmiştir: "Babamla birlikte Resulullah'ın (s.a.a) huzuruna vardık; buyurdular ki

"Bu din, on iki imam var oldukça aziz ve ayakta duracaktır."Daha sonra bir şey buyurdular, ama halk işitmeme mani oldu. Babamdan ne buyurduğunu sorduğumda dedi ki: "Hepsi Kureyşten'dir" buyurdular.

 3- Yine aynı ravinin şöyle dediği nakledilmiştir.

 Resulullah'tan şöyle buyurduğunu duydum:

 "Kıyamet kopana dek veya hepsi Kureyş'ten olan on iki halife gelip geçinceye kadar İslam dini ayakta duracaktır."b) Buhari Sahih'inde (c.9, Bab-ul İstihlaf, s.81) ve Ahmed ibn-i Hanbel de Müsned'inde (c.5, s.90-92-108) Cabir ibn-i Semure'den şöyle nakletmektedirler:

 Resulullah (s.a.a) buyurdular ki:

 "(Benden sonra) Oniki emir (halife, imam) olacaktır."Daha sonra bir şey buyurdular ki, ben duyamadım. Babam dedi ki: "Hepsi Kureyş'tendir." diye buyurdular.

 c) Buhari Tarih-i Kebir'de (c.1, s.446) ve Ahmed ibn-i Hanbel Müsned'inde (c.5, s.92) ve yine Ebu Avane Müsned'inde (c.4, s.396) Resulullah'tan (s.a.a):

 "Benden sonra on iki halife olacaktır" diye buyurduğunu naklederler.

 ç) Tirmizi Sahih'inde (c.9, s.66), Ahmed ibn-i Hanbel Müsned'inde (c.5, s.108) Resulullah'tan (s.a.a) şöyle buyurduğunu naklederler:

 "Benden sonra on iki emir olacaktır."

 d) Ahmed ibn-i Hanbel'in Müsned'inde (c.1, s.398 ve Müntehabü Kenz-il Ummal'da (c.5, s.212) şöyle nakledilmiştir.

 İbn-i Mes'ud'dan "Bu ümmetin kaç halifesi olacaktır?" diye soruldu. İbn-i Mes'ud dedi ki: Aynı meseleyi biz Resulullah'tan (s.a.a) sorduk. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdular:

 "İsrail oğullarının güvenilir gözetleyicileri (reisleri) sayısınca on iki tane olacaktır."

 anladığım kadarı ile ehli sünnetin yukarıdaki hadislerden anladığı alimlerinde yukarıda zikrettiği gibidir

 hocam peki şiiler bu konuda bazı itirazda bulunuyorlar diyorlarki

 sizde 12 imamı kabul ediyorsunuz ve sevdiğinizi söylüyorsunuz

 sevgi itaatle olur,Resulullahı(sav) sevdiğini söyleyen fakat hiç bir sünnetini yapmayan bir kişi nasıl ona itaat eder bu durumda aynı bunun gibidir

 ehlibeyti sevdiğinizi söylüyorsunuz ama yaşamınızda 12 imam yok ne fıkıhta,ne kelamda nede hadiste 12 imama tabi değilsiniz

 hem sünni hemdi şiilerce en sahih hadislerden biri"size iki emanet bırakıyorum biri KURAN diğeri ehlibeytimdir,onlar birbirinden asla ayrılmazlar"hadisidir,bu nasıl itaattirki ilk üç imam dışında diğer imamların rivayetleri hiç bir eserinizde yoktur diyorlar

 ve hatta şunu söylüyorlar

 madem İmam Sadık(ra) ebu hanifenin hocasıdır,zahiri ve batıni ilimlerin üstadıdır,ayrıca peygamberde Kuranla ehlibeyti ayrılmaz ikili olarak adletmişken neden ebu hanife içtihadlar yapma gereği duydu

 İmam Sadıkın dizinin dibinde oturup onun ilmini tatbik etmedi ve hatta başta kıyas konusu olmak üzere ona muhalefet etti

 bunlara nasıl cevap verebiliriz hocam

 ***

Cevap 4:  ebuyusuf  kardeşim,

Burada sorduklarının hemen hepsinin cevabı yukarıda var... Aslında tekrar etmenin bir anlamı yok. Lütfen emek verip çözmeye çalıştığımız, pekçok insanımızın kördüğüm zannettiği, birbirine karıştırdığı meseleyi daha fazla dilimize-kalemimize pelesenk etmeyelim derim.

Şîiler'in mugalatalarına verdiğim cevap: "...Keza bir fark daha vardır ki; o da, Ehl-i Sünnet mensupları bu zatların gittikleri yola tam olarak ittiba ederler… Resûlüllah’ın (s.a.v.), dört halifenin sünnetine, sair ashabın ve onların izini takip edenlerin yoluna -meşhur deyimle- sözde değil öz'de uyarlar. Bid’atlerden de şiddetle kaçınırlar." Bu yeterli ve şumûllü bir cevaptır. İllâ da onların menfî durumlarını / tutumlarını sergileyerek mi serdetmemiz gerekirdi? Bence hayır. Bu mutlak ve direkt ifade daha yerinde ve münasip olanıdır.

Biz hem Kur'an'a hem de Ehl-i Beyt'e nasıl sahip çıkılması gerekiyorsa öylece sahip çıkıyor ve itaat ediyoruz. Kendi nefsimize-arzu ve isteklerimize göre değil. Rivayet-dirayet meseleleri de herkesin gözleri önünde... Demagojinin gereği yok. İmam-ı Rabbani hazretlerinin ifadeleriyle, eğer Alevilik Hz. Ali'yi (r.a.) sevmekse, biz onlardan daha çok seviyoruz ve onlardan daha çok Aleviyiz. Yukarda söylediğimiz gibi, bizimkisi sözde değil özde...

İmam-ı Azam (rh.) hazretleri de mürşide itaatın-bağlılığın-teslimiyetin ne olduğunu fırak-ı dâlleden öğrenecek değil. O bunu ifade sadedinde, "Levle's-senetaan, leheleke'n-Nu'maan" demiştir. Yani İmam Cafer-i Sadık'ı (r.a.) kastederek, onunla beraber olduğum iki yılım olmasaydı Numan helak olmuştu, buyurmuşlardır. İşte bu, kadr u kıymet bilmektir, itaattır, teslimiyettir. Ve bunun neticesi olarak da, Nakşi yolu A'zamiye kolunun reisi olmuşlardır.

Ancak, bulunduğu-yaşadığı devir itibariyle ona düşen vazife;akaidvefıkıhalanında faaliyet göstermek olduğu için o sahalarda vücut göstermiştir. Yoksa tasavvuf yönü de tam ve mükemmeldir.

Müçtehidin vazifesi elbette ki içtihat etmektir. O, sıradan bir mürid değildi ki tekkede oturup sadece kendi terakkisiyle meşgul olsun, münzevî bir hayat yaşasın. Tabii ki kapalı meseleler, mensus olmayan (hakkında nasslarda sarih hüküm bulunmayan meselelerle) hallerle ilgili kıyaslar-içtihatlar yapacaktı...

5- Son söz;

Ehl-i Sünnet dışı birtakım fırkaların tekrar tekrar ortaya attıkları mugalatalarına /  demagojilerine ayıracak, onlara harcayıp israf edecek kadar bol vaktimiz yok.

Neden?

Çünkü ortada yeni bir şey yok, cevabı alınmamış bir mevzu yok... Konuşulanların hemen hepsi asırlardır söylenegelmiş, cevapları da defalarca verilmiş meseleler...

Rabbim sırat-ı müstakiminden ayırmasın.

Measselam...

Not: 12 imamla alakalı ayrıca bkz. http://halisece.com/sorulara-cevaplar/1330-12-imam-bid-atler-ve-sirk-meselesi.html

Go to top