Soru sormadan önce mutlaka sağ üstteki "Arama" butonuyla sorunuzu sitede aratınız.

Son devir dersiâmlarından Tarîkat-ı Aliyye-i Nakşibendiyye-i Müceddidîn silsilesinin 33’üncü ve son halkasını teşkil eden üstâzünâ Süleyman Hilmi Tunahan (k.s.) Hazretleri, küfrün, ilhadın, bid’at ve hurâfelerin, sapıklık ve sapkınlığın her çeşidi karşısında ilmî-fikrî-fiilî ve amelî hizmetlerde bulunmuş… Son nefeslerine kadar Ehl-i Sünnet’i müdâfaa ve fırak-ı dâlle ile de mücadele edip, İslâm’ın içindeki fitnelere karşı ümmeti hep uyanık olmaya davet etmiştir. Sonrası için de bu hizmet bayrağını talebelerine, müntesiplerine ve sair Ehl-i Sünnet mensubu Müslümanlara devredip irtihal-i dâr-ı beka eylemişlerdir.

Nitekim bu cümleden olarak, Şîa’nın Ashâb-ı Kiram (r.anhum) hakkındaki bozuk ve sapık görüşlerine karşı Müslümanları şöyle ikaz buyurmuşlardır:

“Yâ ma‘şera’l-İslâmi! Hel tezunnûne en yüfterâ ve yükzebü alâ Ashâbi Rasûlillâhi (s.a.v.) ve nahnü ahyâün!”

Meali: Ey İslâm cemaati! Biz hayatta olduğumuz müddetçe Rasûlüllah’ın ashâbına iftira ve yalan isnat edilebileceğini mi zannediyorsunuz?” (Böyle bir zanna kapılmayınız. Çünkü biz, Ehl-i Sünnet cemaati hayattayız.) Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat ve onların Ashab-ı Kiram hakkındaki görüşleri için bkz.

http://halisece.com/akaid/736-ehl-i-sunnet-ve-l-cemaat.html

***

Ve yine tasavvuftaki "Vahdet-i Vücûd" görüşünün itikâdî olarak çok tehlikeli ve büyük bir hata olduğunu hatırlatır, talebelerini ve cemaati bu ve benzeri sapık cereyanlara kapılmamaları noktasında uyarırdı.

Hatta, İstanbul'un selâtin camilerindeki va‘zlarında cemaata sık sık;

"Yâ ma‘şera’l-İslâmi! Hel tezunnûne yüzhebü alâ vahdeti’l-vücûdi ve nahnü ahyâün.” diye hitap ederlerdi.  

Manası: “Ey İslâm Cemaati! Biz hayatta olduğumuz halde, Vahdet-i Vücûd'a gidilebileceğini mi zannediyorsunuz?” (Böyle bir sapkın itikadın yayılabileceği zannına kapılmayınız, çünkü biz hayattayız. Ehl-i Sünnet’in müdâfiileri hayatta…) Bu hususta geniş bilgi için bkz.

http://www.halisece.com/akaid/131-qvahdet-i-vucuda-dair-en-kati-hukumq.html

Zamanımızda, özellikle “Mezhepsizlik” cereyanı tehlikesinin tekrar nüksedip baş gösterdiği günümüzde de, bu yarayı kaşıyanlar bilmelidirler ki, Ehl-i Sünnet mensupları dimdik ayaktadır. Onların her türlü tuzağını başlarına geçirmeye, ayaklarına dolamaya azimlidir. Bu kötü ve tehlikeli emellerinde asla muvaffak olamayacaklardır. İnanıyoruz ki, Mevlâ-yi Zû’l-Celâl hiçbir zaman buna izin vermeyecektir. Yeter ki biz Müslümanlar üzerimize düşen vazifeyi hakkıyla-kemâliyle-tamamiyle yapma azim ve gayreti içerisinde bulunalım!

Allah korusun, gerek itikadî gerek amelî gerekse ahlâkî yönden Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat’in umdelerini-esaslarını-içtihatlarını çekip aldığınız zaman, ortada ne İslâm kalır ne de Müslüman… Fırak-ı dâllenin de arzusu, hedefi-maksadı da bu zaten.

Kısacası, Müslümanlar için görünürde “Mezhepsizlik” felaketi kadar tehlikeli bir şey yoktur diyebiliriz… Özellikle de ‘meal müçtehitlerinin, ‘naylon müçtehitler’in, ‘Kur’an Müslümanlığı’ çığırtkanlarının her alanda cirit attığı günümüzde… Mezhepsizlik’le ilgili detaylı bilgi için bkz.

http://www.halisece.com/islami-makaleler/267-kuran-muslumanligi-mustesrikler-ve-mezhepsizler.html

http://www.halisece.com/sorulara-cevaplar/2788-mezhepsizlik-illetinin-tezahurleri.html

Rabbim (c.c.) cümlemizi ve bilcümle Ümmet-i Muhammed ve evladını dalâlet ve bid’atin her türlüsünden hıfz u himaye ve vikaye buyursun. Amin…

Bu vesileyle topyekün İslâm âleminin Mi‘râc’ını tebrik ile hayırlı gelişmelere vesile olmasını Cenab-ı Hak’tan niyaz ederim. Dualar eder, hayır-dualarını beklerim. H.E. 

Go to top