Soru sormadan önce mutlaka sağ üstteki "Arama" butonuyla sorunuzu sitede aratınız.

 

Selamünaleyküm muhterem hocam. Peygamber efendimize (s.a.v.) gelen vahiy hakkinda bizlere doyurucu malumat verebilirmisiniz? Cebrail (a.s.) Cenab-ı Allah'tan vahiy alışı hakkında ve Resulü Ekrem efendimize nazil olusu... Peygamber Efendimizin Hz. Cebraile vahyi nasil aldigini sordu soru hakkinda bilgi verirmisiniz? selam ve dua ile...

*******

 Vahiy, Cebrail'in (a.s.) vahyi alışı ve Rasûlullah Efendimize (s.a.v) getirişi “Vahy” kelime olarak; gizli konuşma, işaret etme, emretme, ilham etme, ima etme, fısıldama, mektup yazma, elçi gönderme, acele etme, seslenme manalarına gelmektedir.

İslami ilimler ıstılahında ise vahiy; Hz. Allah'ın vasıtasız olarak veya değişik vasıtalarla emirlerini peygamberlerine bildirmesi anlamında bir Kur'ân-ı Kerim tabiridir.

"Vahiy" kelimesinin yukarıdaki anlamlarda kullanıldığına ait Kur'ân-ı Kerîm'de bir çok misâl vardır. Bunlar şöyle sıralanabilir:   "Zekeriyya mihraptan kavminin karşısına çıkıp sabah akşam rablerini tesbih etmelerini vahyetti." [Meryem suresi, 11] Buradaki vahiy kelimesi ima etmek, işaret etmek anlamında kullanılmıştır.

"Biz her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman yaptık. Onlar birbirlerini aldatmak için süslü ve yaldızlı sözler vahyederler." [En'am suresi, 112] Şeytanların birbirlerine vahyetmesi; fısıldama, gizli konuşma anlamlarında kullanılmaktadır…

"Şeytanlar dostlarına sizinle mücadele etmelerini vahyederler." [En'am suresi, 121]. Bu ayetteki "vahiy" kelimesi teşvik etme, telkin etme, söyleme, anlamlarında kullanılmıştır.   “Her gökte ona ait emri vahyetti (kendi işini bildirdi)" [Fusılet suresi, 12]; "Çünkü Rabbin kendisine vahyetmiştir." [Zilzâl suresi, 5] âyetlerinde geçen "vahiy" kelimesi de emretmek anlamında kullanılmıştır.

"Bana ve Resûlüme iman edin, diye vahyetmiştim" [Maide suresi, 111] âyetinde zikredilen "vahiy" kelimesi ima etme, emretme, manalarını ifade etmektedir.   Musa'nın annesine: "Onu emzir. Eğer onun için korkarsan onu denize bırakıver, korkma ve mahzun olma. Çünkü biz onu geri vereceğiz ve kendisini peygamber yapacağız" diye vahyetik." [Kasas suresi, 7] Bu âyette geçen "vahiy" kelimesi de ilham ve rüya anlamlarında kullanılmaktadır.

***

VAHYİN GELİŞ ŞEKİLLERİ

Vahyin geliş şekilleri hakkında Kur'ân-ı Kerîm'de sarih/açık bilgiler yoktur. Vahyin geliş şekilleriyle ilgili bilgileri Rasûlullah Efendimizin (s.a.v.) hadislerinden ve sahabelerin şehadetlerinden öğreniyoruz.   Vahyin geliş şekilleriyle ilgili şöyle bir sıralama yapılabilir:

1- Vahyin ilk şekli Rasûlûllah’ın (s.a.v.) uykuda iken gördüğü sadık rüyalardır. Bu rüyalarda Rüya-yı Sadıka yani sadık/doğru rüya adı da verilmektedir. Rasûlullah’ın (s.a.v.) gördüğü bu rüyalar daha sonraları kendisine zahir olurdu. Hz. Âişe (r.anha), "Rasûlullah (s.a.v.), hiç bir rüya görmezdi ki, sabah aydınlığı gibi apaçık zuhur etmesin" diyerek bu rüyaların mahiyeti hakkında ışık tutmaktadır.

2- Rasûlüllah’ın (s.a.v.) uyanık halde iken vahiy meleğinin onun gönlüne vahyi ilka etmesidir. Vahyin bu şekli şu hadis-i şerifte bildirilmektedir: "Rûhu'l-Kudüs kalbime, ‘Hiç bir nefis rızkını tüketmeden ölmeyecektir' diye üfledi. O halde Allah'tan korkun ve rızkınızı meşru yoldan arayınız ". Rûhu'l-Kudüs, Cebrail aleyhisselâmdır. Bu hadiste Hz. Cebrail’in göründüğü hakkında bir delil yoktur. Buradan, meleğin görünmeden de vahyi ilka ettiği anlaşılmaktadır.

3- Cebrail, bir delikanlı veya bir insan şekline bürünerek Rasûl-i Ekrem’e (s.a.v.) vahiy getirmiştir. Cebrail'in bu yolla Ashab'tan Dıhye'nin (r.a.) suretine bürünerek vahiy getirdiğini bir çok sahabî nakletmektedir. Vahyin en kolay ve en meşakkatsiz şekli budur.

4- Meleğin görünmeden Efendimize (s.a.v.) vahiy getirmesidir. Peygamberimiz çan sesine benzeyen bir ses duyardı. Vahyin en ağır şekli budur. Vahyin bu şekli tehdit ve vaad ihtiva eden âyetlere mahsustur. Bu şekildeki vahyi Rasûlüllah (s.a.v.) şöyle anlatıyor: "Bazan çıngırak sesine benzeyen bir sesle gelir. Böylesi bana en ağır olanıdır. "Böyle bir vahyin geliş anında Peygamberimiz (s.a.v.) titrer, terler ve rahatsız olurdu. İbn Abbas'tan (r.anhuma) rivayet edilen bir hadiste Rasûlüllah’ın (s.a.v.) âyetleri zabtetmekte zorluk çektiği, dudaklarını kımıldattığı zikredilmektedir. Cenab-ı Allah, Peygamberine "Vahyi çabucak almak için dilini kıpırdatma, onu toplamak ve kıraatını sabit kılmak bize aittir. Öyle ise sana Kur'ân okununca sen onun kıraatına uy" [Kıyame suresi, 16-18] ikazında bulunmuştur. Bu âyetin nâzil olmasından sonra Rasûlüllah Efendimiz Cebrail'i dinler, onun gidişinden sonra onun gibi okurdu.

5- Meleğin asli sûretinde görünerek Allah'ın emrini Rasûlüne (s.a.v.) getirmesi ve okumasıdır. Cebrail, bu şekliyle iki kez vahiy getirmiştir. Birincisi nübüvvetin başlangıcında olmuştur. Peygamberimiz (s.a.v.) baygınlık geçirmiştir. İkincisi ise Mi’râ vak’asının gerçekleşmesinde olmuştur. Bu hadiseye delil olarak “Andolsun ki onu, diğer bir defa da Sidretü'l-Münteha'nın yanında gördü" [Necm suresi, 12] âyeti zikredilebilir.

6- Rasûlüllah’ın (s.a.v.) uyanık halde iken Allah Teâlâ ile konuşmasıdır. böyle bir konuşmada arada hiç bir vasıta yoktur. Namazın farz oluşu bu yolladır. Vahyin bu yoluyla ilgili olarak aşağıdaki âyet-i celile zikredilebilir. "Allah Musa’ya da hitab ile konuştu." [Nisa suresi, 164]  

7- Cebrail'in Efendimize (s.a.v.) uyku halinde iken vahy getirmesidir. Kevser sûresinin bu şekilde nâzil olduğu rivayet edilmiştir.

***

İLK VAHYİN GELİŞİ

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), kırk yaşına gelince, Allah (c.c.) onun kerametini açıklamayı ve kullarına,onunla rahmet etmeyi dilediği zaman, kendisine ilk vahiy ve peygamberlik baslangıcı, uykuda Sadık rü`yalar görmekle olmuştur. Peygamberimiz, altı ay bu hal üzere kaldı. Allah Teala, bu altı ay içerisinde Peygamberine, uykuda, sonra da uyanıkken vahyetti.

Peygamberimiz her yıl Ramazan ayında, Hira dağında bir ay itikâfa girer, Kureyşîlerin yapageldikleri gibi, yanına gelen yoksullara yemek de yedirirdi. Peygamber Efendimiz, kavminin sürü sürü putlara tapip durduklarini gördükce,onlardan uzaklasmayi, Halvet ve Uzlete çekilmeyi özler, Hira dağına girer, Halvet ederdi. Rasûlullah Efendimiz (s.a.v.), Hz. Allah tarafindan Peygamber olarak gönderileceği ve ilahi rahmetin, kullara, onunla ihsan olunacağı gün gelmiş bulunuyordu.

Rasûl-i Ekrem Efendimiz; Ramazan ayının on beşinci cumartesi ve on altıncı pazar gecelerinde, Hira mağarasında uyuduğu bir sırada, rüyasında, vahy meleği Cebrail (a.s.) atlastan bir kab içinde bir kitapla gelip Peeygamberimize,

- "Oku" dedi. Peygamberimiz,

- "Neyi okuyayım?" diye sordu. Cebrail Peygamberimizi, nefesi kesilinceye kadar sıktı. Peygamberimiz, kendisini ölecek sandı. Bundan sonra, Cebrail (a.s.) bırakıp, Peygamberimize,

- "Oku"! dedi. Peygamberimiz,

- "Neyi okuyayım?" diye sordu. Cebrail aleyhisselam, Peygamberimizi (s.a.v.), tekrar nefesi kesilinceye kadar sıktı. Peygamberimiz, kendini ölecek sandı. Sonra, Cebrail aleyhisselamın sıkmasından kurtulmak için, "Neyi okuyayım?" diye sorduğu zaman, Cebrail aleyhisselam, Alak suresinin başındaki beş ayeti okudu. Peygamberimiz de, onları okudu. Cebrail aleyhisselam, ayrılıp gittiği ve Peygamberimiz uykudan uyandığı zaman, o ayetler, sanki bir kitap olarak Peygamberimizin kalbine yazılmış gibi idi. Peygamberimiz, mağaradan ayrılıpp Hira dağının ortasına geldiği zaman, gökten bir ses işitti ki:

- "Yâ Muhammed! Sen, Allah’ın Rasûlüsün! Ben Cebrailim!" diyordu. Peygamberimiz, başını kaldırıp bakınca, Cebrail aleyhisselam`ı, ayaklarını göğün ufukuna basmış bir insan suretinde gördü!..

- "Yâ Muhammed! Sen, Allah’ın Rasûlüsün! Ben, Cebrailim!" diyordu. Peygamberimiz duraklamış, Ona baka kalmıştı. Ne bir adım ilerliyebiliyor, ne de gerileyebiliyordu! Eve döndügünde, gördüklerini Hz. Hatice'ye (r.anha) anlattı. Hz. Hatice,

- "Sana Müjdeler olsun! Allah Teala sana, hayırdan başka bir şey yapmaz!" diyerek onu teselli etti. [M. Asım Köksal, İslam Tarihi]

***

Sorunuzun ikinci kısmı olan, “Peygamber Efendimizin Hz. Cebraile vahyi nasil aldigini sordu soru hakkinda bilgi” meselesine gelince… 

Kısaca ifade etmeye çalıştığınız, sorulara mevzu teşkil eden söz konusu rivayet şöyle:

"Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) Cebrâîl aleyhisselâma sordu:

- Yâ Cebrâîl! Sen bu vahyi nerden alıyorsun? Cebrâîl aleyhisselâm;

- Sidretü'l-Münteha'da bir yeşil perde arkasından bana söyleniyor, dedi. Rasûlullah Efendimiz (s.a.v.):

- Bundan sonra gittiğinde o perdeyi kaldır, sana söyleyene bak, dedi.

Cebrâîl aleyhisselâm Sidretü'l-Münteha’ya vardığında o yeşil perdeyi kaldırdı. Rasûlullah Efendimiz’i (s.a.v.) gördü. Kendisine söyleyen o idi. Bir rivayette 360 kanadını, bir rivayette de 600 kanadını [Râmûzü'l-Ehâdîs, Hadis no: 3857] çırpıp var hızı ile dünyaya geldi. Cebrâîl aleyhisselâm,Muhammed'den evvel dünyaya gideyim’, dedi. Dünyaya geldi baktı ki, Fahr-i Âlem Efendimiz’i (s.a.v.) yerinde gördü.  Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) Cebrâîl aleyhisselâm'a sordu, Hz. Cibrîl cevab verdi:

- Yâ Muhammed! Ben de hayret ettim; vahyi Allah Teala'dan alıp bana söyleyen de sensin. Burada benden alıp halka anlatan da sensin, dedi.

***

Zaman zaman gündeme getirilip sorulan bir rivayet bu. Soru metninde rivayetin Râmûzü'l-Ahâdîs'te geçtiği kaydediliyor. Fakat mezkûr rivayete ne bu eserde, ne de ulaşabildiğimiz diğer kaynaklarda rastlayabilmiş değiliz.

Bu rivayetle ilgili olarak ulaşabildiğimiz tek bilgi, Muhammed Osman Abduh el-Bürhânî'nin (rh.)Tebrietü'z-Zimme fî Nushi'l-Ümme adlı kitapta yer verdiği nakildir. Ancak rivayet bu eserde, sorularda zikredilenden farklı bir şekilde ve daha uzunca yer alıyor. Buna göre Cebrâîl (a.s.), Rasûlullah Efendimiz’in (s.a.v.), Câbir b. Abdillah’a (r.a.) hitaben,

"Allah'ın yarattığı ilk şey, senin peygamberinin nûrudur ey Câbir[el-Leknevî, el-Âsâru'l-Merfû'a, s. 42] mealindeki sözünü hayretle karşılayınca, ona (Cebrail’e) kaç yaşında olduğunu sorar. O şöyle cevap verir:

"Bilmiyorum ey Allah'ın Rasûlü. Ancak (bildiğim şu ki), dördüncü perdede, 70 bin yılda bir kere doğan bir yıldız var ve ben o yıldızı 70 bin kere gördüm." Bunun üzerine Rasûl-i Ekrem Efendimiz (s.a.v),

"Rabbimin izzetine yemin olsun ki, işte ben o yıldızım" buyurur. 

Daha sonra Cebrail’e (a.s.), vahyi nereden getirdiğini sorar. O,

"Göklerin herhangi bir köşesindeyken zil sesi duyar ve hemen Beyt-i Ma'mûr'a gider, vahyi oradan alır, (götürmem gereken) rasûl veya nebî’ye götürürüm" diye cevap verir.   Bunun üzerine Fahr-i Kâinat Efendimiz (s.a.v) ona,

"Şimdi Beyt-i Ma'mûr'a git ve benim nesebimi zikret" der. Cebrâîl (a.s.) derhal gider ve,

"Muhammed (s.a.v.) b. Abdillah b. Abdilmuttalib..." diye Efendimizin (s.a.v) nesebini sıralamaya başlar. Bunun üzerine, daha önce Cebrail’e (a.s.) hiç açılmamış olan Beyt-i Ma'mur açılır. Cebrâîl (a.s.), içeride Efendimizi (s.a.v.) görür. Şaşırır ve hemen yeryüzüne döner. Döndüğünde Efendimizi (s.a.v), bıraktığı gibi, Câbir’le (r.a.) birlikte oturuyor halde bulur.” [Muhammed Osman Abduh el-Bürhânî, Tebrietü’z-Zimme, fî Nushi’l-Ümme, 281-3]

el-Leknevî, el-Âsâru'l-Merfû'a'da bu rivayetin (yani Nûr-i Muhammedî'nin ilk yaratılan şey olduğunu anlatan rivayetin) naklen sahih olmadığını, ancak mânâ itibariyle sahih / doğru olduğunu söyler.

Aliyyü’l-Kaarî de, [Mirkat, I, 269-70] ilk yaratılan şeyin Nûr-i Muhammedî olduğu görüşünü tercih ettiğini belirtir ve mevzu ile ilgili olarak, el-Mevridü li'l-Mevlid isimli eserine atıf yapar (referansta / göndermede bulunur).

Bu rivayet üzerinde duran İbn Hacer el-Heytemî, el-Aclûnî, el-Leknevî gibi âlimler, onun Abdürrezzâk(rh.) tarafından nakledildiğini söylemişlerdir. 

Âcizane kanaatim; bu rivayet ve mündemicatında anlatılanlar niye sahih olmasın! Cenab-ı Mevlâ-yi zû’l-Celâl ve’l-Kemâl hazretleri neye kadir değil ki, bunu da böyle yapmasın..? Üstelik mânâ bakımından sahih olan bu rivayete niçin inanmayalım? Bunun da ötesinde nice acîb ve garîb vak’alara inanmıyor muyuz?!

Vesselâm…

Go to top