Selamün aleyküm Hocam. Devlet memuruyum 1780 lira maaşım ve borçlarım var. Ama hiç borcum olmasa maaşa zekât düşer mi? Maaşımızın % 5 i zekât diye birşey duymuştum. Ne dersiniz ? Teşekkürler. Allah razı olsun.

 

*******

Ve aleyküm selam.

Aylık maaşa şer’an zekât düşmez, gerekmez. Zekâtın farz oluşunun şartlarına bak, gerekip gerekmediğini zaten kendin de görürsün. Ama kendi arzunla nâfile olarak bir şeyler vermek istersen, tabii ki her durumda -imkânın nisbetinde- hayır ve hasenatta bulunabilirsin. Bu da elbette güzeldir. İhlâsın nisbetinde ecrine nail olursun. “Maaşınızın %5’i zekât” diyenlerin kastı da kanaatimce budur; yani %2,5 zekât, asgarî %2,5 da malî cihad düşüncesiyle verilmesinin -Sıddîk-ı Ekber (r.a.) yoluna ve usûlüne tebaan- güzel olacağını ifade etmektir. Yoksa fıkhen / şer’an maaşa zekâtın farz olduğunu söylemek değildir.

***

Zekâtın farziyetinin şartları

Bir kimseye zekât'ın farz olması için şu şartların bulunması gerekir:

1) Zekât verecek kimse, Müslüman, hür, akıllı ve buluğ çağına ermiş olmalıdır.

2) Zekât verecek kimse, temel ihtiyaçlarından ve borçlarından başka nisap miktarı veya daha fazla bir mala sahip bulunmalıdır. Bu miktar malı bulunmayana zekât farz olmaz.

Nisap”, şeriatın bir şey için koymuş olduğu belli bir ölçü ve miktar demektir. Şöyle ki: Zekât vermek için altının nisabı yirmi miskaldır, yani 80,18 gr altın veya veya bunun tutarında para veya ticaret malı vs.). Gümüşün nisabı 200 dirhem gümüş olup; şer'î dirhem ölçüsüne göre 560 gr, örfi ölçüye göre ise 640 gr aşırlığındaki gümüştür. Altın veya gümüşün zekâta tabi olması için para, süs eşyası, kap-kacak şeklinde bulunmaları sonucu etkilemez. Kâğıt veya madeni paraların nisabı da altına göre hesaplanır. [İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr, 2, 36-38] Çünkü muâmelelerde asıl olan altındır. Koyun ile keçinin nisabı kırk koyun veya keçidir. Sığır ile mandanın nisabı otuz ve deveninki de beşdir.

Temel ihtiyaçlar: Bundan maksad, oturacak ev ile eve gerekli olan eşya, kışlık ve yazlık elbise, gerekli silah ve aletler, kitaplar, binek hayvanı (araba), hizmetçi, köle veya cariye, bir aylık -doğru kabul edilen başka bir görüşe göre, bir yıllık- nafaka demektir. Borç karşılığı olarak elde bulunan para da böyledir (temel ihtiyaçlardan sayılır, zekâta tabi değildir).

3) Zekâtı verilmesi gereken mal, gerçekten veya hüküm bakımından artıcı bulunmalıdır. Böyle olmayan mallardan zekât gerekmez. Nisap miktarından fazla olması hükmü değiştirmez. 

Gerçekten artıcılık, ticaret veya doğurma ve üreme yolu ile olur. Ticaret için kullanılan herhangi bir eşya ve hayvan zekâta bağlı olduğu gibi, dölünü veya sütünü almak için, yılın çoğunu kırlarda otlayarak idare eden ve “Saime” adını alan hayvanlar da zekâta bağlıdır.

Hüküm itibariyle artış da, çoğalmaya ve artmaya elverişli bulunan ve sahibinin veya vekilinin elinde olan altın ve gümüşteki geçerliliktir. Altın ve gümüşün maddeleri ile ihtiyaçlar giderilemez. Bunlar ticarette kullanılmak ve malların değiştirilmesinde vasıta olmak yolu ile ihtiyaçları karşılar. Bu yönü ile bunlar, yaratılış bakımından artmaya ve ticarete mahsustur. Onun için elde bulunan altın ve gümüş paralar, külçeler ve süs eşyaları, kendileriyle ticarete niyet edilmese veya bunlar nafakaya ve ev satın alınmasına harcanmak üzere saklansa bile, nisap mikparına ulaşınca zekâta tabi olurlar.

4) Zekâtın gereği için, tam bir mülkiyet bulunmalıdır. Bir malın mülkiyetiyle beraber onun elde de bulunması gerekir. Onun için bir kadın mehrini eline geçirmedikçe, onun zekâtı ile yükümlü olmaz. Çünkü o mehre (nikâh bedeline) malik ise de, onu eline geçirmiş değildir.
Yine, mürtehinin elinde rehin bulunan bir maldan dolayı zekât lâzım gelmez. Çünkü rehin, bir borç karşılığıdır. Bunda malikinin vaz-ı yedi mevcut değildir (o mala el koyması, bunu alma durumu yoktur). 

Bunun gibi, borçlu olan bir kimse, borcuna karşılık olan bir malından dolayı zekât ile mükellef olmaz. Çünkü bu mal elinde olsa da mülkiyeti yok demektir. 

Satın alınıp da henüz de geçirilmemiş bulunan bir mal, ele geçmiş hükmünde olarak zekâta bağlıdır. Bu nisaba girer, ondan zekât vermek gerekir.

Yolculuk halinde bulunan kimse de, malının zekâtını vermekle yükümlüdür. Her ne kadar o, malını elinde bulundurmuyorsa da, vekili aracılığı ile onu kullanmaya gücü vardır.

5) Zekât gerekmesi için, bir mal üzerinden tam bir yıl geçmiş bulunmalıdır. Buna “Havl-i havelân” denir. Çünkü bu zaman içinde artış ve çoğalma gerçekleşir, döllenme ve üreme olur. Mevsimlerin değişmesiyle ihtiyaçlar ve fiyatlar değişir.

Şöyle ki: En az nisap miktarında olmak şartı ile artmaya elverişli bir mal üzerinden tam bir kamerî yıl geçip son bulmadıkça ona zekât gerekmez. Nisap miktarı hem senenin başında, hem de sonunda bulunmalıdır. Bu miktarın sene ortasında azalması, zekâtın verilmesine engel olmaz. Aksine olarak sene içinde artan mal da, sene sonunda diğer mal ile beraber zekâta tabi olur. 

Meselâ: Bir kimsenin 1434 senesi başında temel ihtiyaçlarından fazla iki yüz dirhem gümüş miktarı artıcı bir malı olup bu mal, sene sonuna kadar devam etse, bundan beş dirhem zekât vermek gerekir. Bu mal, sene ortasında yüz dirheme indiği halde, sene sonunda yine iki yüz dirhem miktarına çıkmış bulunsa, yine beş dirhem zekât gerekir.

Sene başında en az iki yüz dirhem miktarı iken, sene içinde ticaret, bağış ve miras gibi sebeplerle dört yüz dirhem miktarına çıkıp sene sonuna kadar devam etse, on dirhem miktarı zekât gerekir. Fakat böyle bir mal, sene başında yüz doksan dirhem miktarı iken sene sonunda iki yüz veya üç yüz dirhem miktarına çıkmış bulunsa… yahut sene başında iki-üç yüz dirhem miktarı iken, sene sonunda yüz doksan dokuz dirhem miktarına düşse, zekât gerekmez. Ancak iki yüz dirhem olduğu günden itibaren devam edecek olan bir yıl sonunda yine aynı miktara veya daha fazlasına erişecek olursa zekât gerekir.

İmam Züfer'e (rh.) göre, nisap miktarı, senenin başından sonuna kadar bulunmalıdır. 
İmam Şâfiî'ye (rh.) göre, ‘sâime denilen hayvanlarda da hüküm böyledir. Fakat ticaret mallarında nisabın yalnız ticaret mallarında sene sonunda tam bulunması lazımdır. Sene başında ve ortasında nisabın noksan olması, zekâtın verilmesine engel olmaz’.

Zekâta tâbi bir mal, üzerinden bir yıl geçtikten sonra artacak olsa, bu artan kısmı, arttığı günden itibaren bir yıl geçmedikçe zekâta tâbi olmaz. [Bilmen, Ö.N, Büyük İslam İlmihali, Bilmen yayınevi, İstanbul, 1966, s. 331-334; Ayrıca bkz. İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-Kadîr, 1, 519-525; İbn Âbidîn, Reddül-Muhtâr, 2, 36-38; el-Meydânî, el-Lübâb, 1, 148 vd.; eş-Şîrâzî, el-Mühezzeb, 1, 157 vd.; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3, 1-16; ez-Zühaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî ve Edilletuhu, 2, 759]

 

Go to top