Hocam hayırlı günler, hocam iki secde arasında rabbiğfirli verhamni vecburni vehdini birde verzugni okumanın bir sakıncası varmı, birde Hz. Ali ra. mezarı tam olarak nerede biliyormusunu, beni aydınlatırsanız sevinirim, saygılar Kemal Motur

 

*******

Hayırlı günler kardeşim;

İki secde arasında o duayı okumak Şâfiîlerce sünnettir, namaza herhangi bir mahzuru olmaz. Onu veya bu husustaki diğer duaları okuyabilirsiniz. Bizim mezhebimize (Hanefîlere) göre ise, o esnada okunması sünnet olan muayyen bir dua ve zikir yoktur.

Meselenin açıklamasına gelince…

Malumunuz, müntesibi bulunduğumuz Hanefi mezhebine göre, iki secde arasında sağ ayak parmaklar üzerine dikili, sol ayak içe bükülerek onun üzerine oturulur; bir kez 'sübhânellah' diyecek uzunlukta durulduktan sonra ikinci secdeye gidilir. Bu oturuş anında eller uyluklar üzerine konur, gözler ise secde yapılan yere doğru bakar. Hanefi mezhebinin bu usûlü, hiç kuşkusuz Rasûlullah Efendimizin (s.a.v.) namazdaki tatbikatlarına dayanmaktadır. Ancak Sevgili Peygamberimizin (s.a.v.) değişik zamanlarda namazda farklı tatbikatları da olduğu bir vakıadır / gerçektir.

Peygamber Efendimizin (s.a.v.) iki secde arasında dua ettiğine dair açıklamalar vardır. Bunu özellikle gece namazlarında yaptığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla iki secde arasında dua etmek isteyenler bu duaları, nafile namazlarda ve bahusus gece namazlarında yapmaya gayret etmelidirler. Muvafık olan budur.

Bir hadis-i şerifte; Rasûl-i Ekrem Efendimizin (s.a.v.) gece kıldığı bir namazda rükûu, secdesi ve iki secde arasındaki duruşu aynı uzunlukta olduğu bildirilirken bir diğer hadiste, ashab, O'nun çok uzun durmasını garip karşılayıp, "Yoksa şaşırdı mı?" diyecek hale geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim Hanbelî mezhebinin önde gelen fıkıh, usûl ve hadis âlimlerinden İbni Kudâme'nin (rh.) beyânına göre İmam Ahmed b. Hanbel (rh.) iki secde arasında “Rabbiğfirlî” duasının tekrarlanmasını müstehap görürmüştür.

Hanefîler'e göre iki secde arasında mesnûn olan bir zikir / dua yoktur. Zira iki secde arasında doğrulmak namazın maksût fiillerinden değil, o fiillere tebean yapılır.

Rasûlullah Efendimiz (s.a.v.) iki secde arasında daha çok nafile namazlarda olmak üzere dua etmiştir. İbn Abbas (r.anhuma); demiştir ki: Nebî (s.a.v) iki secde arasında şöyle dua ederdi:

“Allâhümma’ğfirlî, ve’r-hamnî ve’c-bürnî ve’h-dinî ve’r-zuknî”

Manası: "Ey Allah'ım, beni bağışla, bana rahmet et, bana afiyet ver, beni (doğru yola) hidâyet et ve rızıklandır". [Nesâî, Sünen, Kıyâmü'l-leyl, 9, İstiâze 63; Tirmizî, Sünen, Salât, 95; İbn Mâce, Sünen, İkâme 23, 180; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1, 180, 185, 371; Ebu Davud, Sünen, IV, 353, 356, 382]

Hz. Huzeyfe (r.a.) de demiştir ki; Rasûlullah (s.a.v.), iki secde arasında (oturunca); "Rabbî'ğfir lî, Rabbiğfir lî” (Allah'ım beni bağışla, Allah'ım beni bağışla...) diye dua ederdi ve secdesi kadar da otururdu." [İbn Mâce, Sünen, 897; Ebu Davud, Sünen, 874; Neseî Sünen, 1068; Dârimî, Sünen, 1, 303; Beyhaki, Sünen, 2, 121, Hâkim, el-Müstedrek, 1, 271, İmam Ahmed Müsned, 5, 400]

Hasılı, bu mevzudaki hadisler, Fahr-i Kâinat Efendimizin (s.a.v.) rükûdan doğrulurken olsun, iki secde arasındaki doğrulmada olsun muhtelif tesbihler okuduğunu göstermektedir. Hadisler ayrıca, oturma sırasında iki secde arasında bu kelimelerle dua etmenin meşrû olduğuna delâlet etmektedir. Sünen sahibi Abdullah ed-Dârimî'ye (rh.);  

"Sen bunu söylüyor (okuyor) musun?" denildi. O da;

"Bazan söylerim, bazan susarım (söylemem)karşılığını vermiştir. [Ebu Muhammed Abdullah b. Abdirrahman ed-Dârimî es-Semerkandî (Abdullah Aydınlı), Sünen-i Darimi Tercüme Ve Şerhi, Madve Yayınları, Madve Ofset, İstanbul, 1996]

İmam Ahmed'in (rh.) hilâfından kurtulmak için iki secde arasında mağfiret duasında bulunmanın müstehap / mendup olması gerekir. Çünkü İmam Ahmed'e göre kasten bu duayı terk etmekle namaz bozulur. Bizim mezhepte (Hanefilerde) sarahaten bunu söyleyen görmedim. Ama ulema hilâfa riâyet etmenin müstehap olduğunu söylemişlerdir. [İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtar ale’d-Dürri’l-Muhtâr]

S o n u ç

1) Hanbelîler iki secde arasında, “Rabbiğfirlî, Rabbiğfirlî…” duasının okunamasını müstehap görmüşler. Şâfiîler de, “Rabbiğfir li, ve’rhamnî, ve’cburnî, ve’rfa’nî, ve’rzuknî, ve’hdinî, ve âfinî[Bkz. Nevevî, el-Minhâc es-Sirâcü’l-Vehhâc, s. 48] duasının okunmasının sünnet olduğunu söylemişlerdir. Kısacası onlara göre, iki secde arasında hadislerde bildirilen duanın edilmesi sünnettir.

Hanefilere göre ise iki secde arasında usûl olarak mesnûn bir dua yoktur. Ancak edilmesi halinde de bir mahzur olmaz. Bu husus farz, nafile ve sünnet namazlarda değişiklik göstermez.

2) Bilindiği gibi Hz. Ali (kerramallahu vecheh) Hâricîlerden Abdurrahman bin Mülcem tarafından zehirli kılıçla saldıraya uğramış ve ağır yaralanmıştır. İki gün yaralı halde yaşadıktan sonra H. 40 Yılı'nın 19 Ramazan’ında (26 Ocak 661) bir kış günü vefat etmiştir.

Kesin olarak nerede medfun olduğu belli değildir. Kimi Küfe'nin emirlik binasında, kimi Rahbetü'l-Küfe denilen yerde, kimi Necef'tedir dediler. Bazılarına göre de onu Medine'ye götürülmek üzere bir sandık içine koyarak deveye yüklediler. Tay kabilesinin toprağına varınca kabile mensupları deveyi gasp edip kestiler. Hz. Ali'yi de orada defnettiler. Kabrini gizli tutmaktan gaye, onu Hâricî'lerden korumak idi. Çünkü belli bir yerde defn etseydiler Hâricîler kabrini kazıp cesedini çıkaracaklardı.

Şiî'lere göre Hz. Ali (k.v.) Necef şehrinde medfundur. Kabir orada ziyaret edilmektedir. Bazı muhakkiklere göre de Necef şehrindeki kabir el-Mugire bin Şu'be'nin (r.a.) kabridir. Hz. Ali'nin (r.a.) değildir. Bu kabrin Hz. Ali'ye nisbeti hicretten üçyüz sene sonra olmuştur.

Prof. Dr. Murat Sarıcık’ın bu hususta, "Dört Halife Dönemi"ndeki sonuç ifadesi de şöyle:

“Nâşı Küfe Mescidi yanındaki Rahbe'de toprağa verildi. Ancak tam olarak kabrinin nerede olduğu bilinmemektedir”. 

 

Go to top