Soru sormadan önce mutlaka sağ üstteki "Arama" butonuyla sorunuzu sitede aratınız.

Selamun aleyküm. hocam şu an dünyada köle yok.ama ileride İslam devleti kurulduğunda yeniden köleliğin olması caiz olur mu. SAĞOLUN HOCAM. Koray Kum - gmail’den 

*******

Ve aleyküm selam.

Değerli kardeşim;

Bilindiği gibi İslâm dini yedinci Miladî yüzyıl başlarında, köleliği, topluma yerleşmiş ve o devirde güçlü devletlerce tabii kabul edilmiş bir halde buldu. İslâm, köleliği tek yanlı ve kesin bir kararla kaldırma yoluna gitmedi. Ancak köleliğin kaynağını yalnız harp hâline bağladı. Başka bir ifadeyle İslâm, köleliği tam olarak kaldırmamış ve gerektiğinde başvurulmak üzere kapıyı aralık tutmuştur. Bununla birlikte savaş esirlerinin mutlaka köle edinilmesi diye umumi bir kaide de yoktur.

Binaenaleyh sorunuzun kısa cevabı; faraza öyle bir durum ortaya çıktığı takdirde İslâm, şartlar gerektirdiğinde dilerse kölelik müessesesini işletebilir. Buna şer’i bakımdan engel bir durum bahis mevzuu olmaz. Tabii o günkü realitenin ne olacağını da düşünmek, hesap etmek iktiza eder.

***

Gelelim meselenin detaylarına…

Savaş sonrasında esirler için uygulanagelen bazı alternatifler vardır.

Birincisi ve çokça başvurulan yol, esirlerin öldürülmesidir. Bu, vicdanları rahatsız ettiği gibi, galip tarafın intikam duygularını kamçılamaktan başka bir yarar sağlamaz.

İkinci yol, savaş esirlerinin kurtuluş akçesi (fidye-i necât) veya esir değişimi yoluyla serbest bırakılmasıdır. Fakat, yenilen tarafın kurtuluş akçesi verememesi veya değişim için elinde esir bulunmaması yahut düşman tarafını yeniden güçlendirmemek için galib ülkenin yukarıdaki alternatifi kabul etmemesi hâlinde bir tıkanıklık doğmaktadır. Esirlerin karşılıksız af ilan ederek salıverilmesi ise, onları ele geçirmek için canını ortaya koyan İslâm mücahitlerinin hakkına tecavüz sayıldığından pek az başvurulan bir alternatif olmuştur.

Esirleri tasfiye etmenin üçüncü yolu ise; onları köle statüsüne sokmaktır. Bu duruma göre, savaş esirlerinin karşılıklı veya karşılıksız serbest bırakılması mümkün olmayan durumlarda, geriye iki yoldan birisi kalır. Öldürülmek veya köle olarak hayatını sürdürmek. Bu vaziyete göre kölelik, öldürülmenin alternatifi olarak ortaya çıkmaktadır. Mücahitlerin ekseriyetle genç yaşta bulundukları dikkate alınırsa, mağlubiyet yüzünden hürriyetini kaybeden kimsenin önünde uzun bir ömrü vardır ve hürriyetini elde etmesi ümidi sürekli olarak mevcuttur. Ölüm hâlinde ise artık diğer bütün alternatifler ortadan kalkmış olur.

İşte köleliğin yasaklandığı günümüzde, bir savaş sonrası uygulamada, esirlerin serbest bırakılmadığı durumlarda, onların tek tek veya toplama kamplarında topluca öldürülmeleri olayı ile karşılaşılmaktadır. Bu sebeple İslâm, köleliği tam olarak kaldırmamış ve gerektiğinde başvurulmak üzere kapıyı aralık tutmuştur. Ancak bununla birlikte savaş esirlerinin mutlaka köle edinilmesi diye umumi bir kaide (kural- kanun) yoktur.

Diğer yandan köleliğin tek yanlı bir kararla kaldırılması İslâm toplumlarının aleyhine bir sonuç da verebilir. Çünkü gayrimüslim toplumlar, savaş sonrası Müslüman esirleri sürekli olarak köleleştirirken, İslâm toplumlarına bu imkânın verilmemesi ve esirleri serbest bırakması onun zayıflaması neticesini doğurur.

İşte İslâm bu ve benzeri sebeplerle köleliği kaldırmamış, fakat getirmiş olduğu çeşitli tedbirlerle kaynağını yalnız savaş esirlerine münhasır kılmış, diğer kaynaklara izin vermemiştir.

İslâm hukukuna göre köle ve câriye statüsünü şu şekilde belirleyebiliriz:

Gayrimüslimlerle bir savaş sonucunda Müslümanlar galip gelmiş ve onlardan esir almışlarsa, İslâm Devleti'nin elinde esirler için takip edeceği yol alternatiflidir.

1- Öldürme. Savaş esirlerine öldürme hükmünün uygulanabileceği hususunda İslâm fakihleri / hukukçuları arasında görüş birliği vardır. Çünkü Rasûlullah Efendimizin (s.a.v.) bazı savaş esirlerinin öldürülmesini emrettiği tevatür yoluyla nakledilmiştir. [Bkz. el-Cessas, Ahkâmü'l-Kur'ân, 3, 391] Bazı âlimler esirleri öldürmenin savaş devam ederken mümkün olduğunu, savaş bittikten sonra bunun mekruh olduğunu söylemişlerdir. Delilleri; "Onlar sizinle savaşırlarsa onları öldürünüz" [Bakara suresi, 191] âyetidir. Harp bittiğine göre artık öldürmeye gerek kalmamıştır. Esir olmazdan önce Müslüman olan kimse, ne öldürülür ve ne de köle edinilebilir. Belki tedbir olarak bir süre tutuklu bulundurulur. Keza esirken İslâm'a giren de öldürülmez. [İbn Hazm, el-Muhallâ, (Neşr. A.M. Şakir) 7, 309]

2- Köle edinme. Savaş esirlerinin köle edinilmesi veya zimmî statüsünde İslâm Devleti'nin tebaası hâline getirilmesi de mümkün ve câizdir. Ebû Hanîfe ve İmam Mâlik'in görüşü budur. Bazı Hanefî hukukçularına göre ise esirleri köle olarak kullanma hükmü neshedilmiştir (Muhammed, 47/4; el-Enfâl, 8/67; el-Cassas, a.g.e., V, 268-272).

3- Kurtuluş fidyesi karşılığında salıvermek. Âyette; "Esirleri meccânen veya bir fidye karşılığı salıverme vardır" [Muhammed suresi, 4] buyurulur. Bu bedel; mal, para, harp malzemesi vb. şeyler olabilir. Nitekim Bedir Gazvesi esirlerinin bir kısmı para karşılığında, para temin edemeyenler ise on çocuğa okuyup-yazma öğretme karşılığında serbest bırakılmıştır. [Sâbûnî, Tefsîru Ayâti'l-Ahkâm, 2, 451-452] Ancak Hanefî fakihlere göre, mal karşılığı serbest bırakma hükmü neshedilmiştir. Çünkü bu, düşmanın yeniden güçlenmesine yol açar. Bu görüşe göre, fidyeden söz eden âyet [Muhammed suresi, 4], daha sonra inen ve müşriklerin öldürülmesini bildiren âyetlerin [Tevbe suresi, 5, 29] hükmü ile neshedilmiştir. Çoğunluk İslâm fakihleri-hukukçuları ise, fidye karşılığı salıverme hükmünün, ihtiyaca göre başvurulmak üzere devam ettiği görüşündedir.

4- Esir mübâdelesi. Hanefîlerin çoğunluğuna göre esir değişimi yoluyla salıverme mümkündür. Çünkü bazı durumlarda, İslâm Devleti düşmanın eline geçen Müslüman esirleri kurtarmak için buna mecbur kalabilir. Fidye âyetindeki "fidâ" tabiri mutlak olarak zikredildiği için, bunun esir değişimini de şumûlüne alması muhtemeldir.

5- Meccânen salıvermek (menn). Fukahanın ekseriyetine göre, düşman esirlerinin meccânen salıverilmesi caiz değildir. Çünkü bu, düşmanın güçlenmesine yol açacağı gibi, hayatını ortaya koyarak onları esir eden mücahidlerin haklarına da bir çeşit tecavüz sayılır. İmam Şâfiî (rh.) ise, meccânen salıvermeyi caiz görür. O, Rasûl-i Ekrem’in (s.a.v.), Yemâme halkının büyüğü Sümâme b. Üsal'i meccânen salıvermesini delil getirir. [Bilmen, Ömer Nasuhi, Istılâhât-ı Fıkhıyye Kamusu, 3, 402]

Muharebede esir alınan kadınlarla, çocukları öldürmek ittifakla haramdır. Bunlar hakkında diğer alternatifler söz konusu olur. Esir alınan karı-koca birlikte İslâm ülkesine getirilmişlerse nikâh bağı devam eder. Yalnız kadın gelmişse bu bağ ortadan kalkar. [Bilmen, a.g.e., 3, 402]

Bir savaş sonrası köle statüsü ortaya çıkınca, ikinci kaynak olan doğumla kölelik statüsü de bunun tabii sonucu olarak ortaya çıkmış olur. İslâm hukukuna göre kaide olarak köle, annenin statüsüne tâbidir. Bunun istisnası, hür bir baba ile onun cariyesinden doğan çocuk hür sayılır. Köle baba ile hür anneden doğan çocuk, umumi kaideye göre hürdür. İslâm hukukunda, köleliğin bu iki kaynak dışında başka bir kaynağı yoktur…

Daha detaylı bilgi için temel fıkhî eserlerin ilgili bahislerine bakılabilir.

Go to top