Soru sormadan önce mutlaka sağ üstteki "Arama" butonuyla sorunuzu sitede aratınız.

Merhaba kadir geceniz mübarek olsun

Bir sorum var. Biz meal okuruz. Şunun bunun tefsir-ini(yorumlarını) okuyaran bugüne ışık tutmaz. Diyenlere cevap-ımız ne olacak.

Birde sizin meal kitabınız varmı diyorlar Hüseyin Savran Savran – Facebook

*******

Merhaba. Sizin de Leyle-i Kadr’iniz mübarek olsun.

1- ‘Biz meal okuruz diyenlere, en kısa yoldan şöyle cevap verebiliriz:

- Meal Kur’an demek değildir. Meal okuyan Kur’an okumuş olmaz. Ayrıca meal okuyarak din de öğrenilmez. Din; akâid, fıkıh, siyer, ahlâk… gibi temel dinî ilimler hakkında komprime sayılabilecek tarzda hazırlanmış eserlerden öğrenilir. Meal, adı üstünde ‘meal’dir. ‘Meal’ demek, malum olduğu üzere mefhum, mazmun, kavram, maksat, sonuç, öz ve özet demektir. Öz ve özetten neyi nasıl öğreneceksiniz? Hele hele bu öz, Kur’an-ı Kerim’in özeti ise, ne kadarını ne miktar doğru olarak kavrayabileceksiniz?

O bakımdan hep söylemeye-anlatmaya çalıştığımız husus; din, değil meal, tefsirlerden dahi sıhhatli bir şekilde öğrenilemez. Binaenaleyh mealden, hatta tefsirlerden de hakıyla-layıkıyla ancak ilim erbabı istifade edebilir. Onlar da belli bir alt yapıya, alet ve âlî ilimlere sahip olmakla bunlardan yararlanabilir. Yoksa bu okumalar, kafa karışıklığından öte gitmez. ‘Ortaya bir karışık’ türünden ucûbeler çıkar, meal müçtehitleri türer! Bugün dinî ilimler alanında çektiğimiz en büyük sıkıntı bu değil midir? Baş’la son’u birbirine karıştırırsak, neticenin bu olacağı da muhakkaktır. Her şey âdap ve usulünce yapılırsa doğru va sağlıklı neticeler elde edilir. Aksi halde dinde anarşi, dinî ilimler sahasında bir kargaşa söz konusudur.   

2- ‘Şunun bunun tefsirini (yorumlarını) okuyarak bugüne ışık tut[ula]maz.’ İddiasına gelince…

- Asıl itibariyle bunun cevabı da birinci maddede söylediklerimizden bağımsız değil. Ancak şöyle bir açıklamada bulunabiliriz:

Tefsir’ mevzuu ayrı ve müstakil bir ilim dalıdır. Meal’den farklıdır. Öyle uluorta basit manada onun bunun ‘yorum’undan ibaret değildir. Belli usûl ve şartları vardır. O çerçevede yapılan açıklamalardır. Bunları okuyup anlayacak ve faydalanabilecek olan sınıf da muayyendir, alt yapısı olanlardır, sıradan avam-halk tabakası değildir. Detaylı bilgi için Tefsir usûlüne dair kitaplara bakabilirsiniz. Mesela Ömer Nasuhi Bilmen merhumun Tabakâtü’l-Müfessirîn’i bunlardan biridir.

Gerçek tefsirler hakiki ilim erbabı ve dinde ihlâs sahipleri için birer meş’aledir. Onlarla, elbette ki bugüne de, geçmişe de, geleceğe de ışık tutulabilir. Yeter ki tutması bilinsin… Her ilim erbabı müfessir olmadığına / olamayacağına göre, gayet tabii tefsirlerden faydalanacak, onların ışığından istifade edecek… Bunun bir başka yolu, yöntemi olamaz. Onlarla değil de kişi, kendi kaasır aklıyla-noksan mantığıyla-buçuk bilimiyle mi gününü ve önünü aydınlatacak..?! Bunlar boş ve câhilane lâflar! Cevaba liyâkati dahi olmayan uluorta edilmiş lakırdılar… Geçiniz; bunlarla ve bu gibi lüzumsuzluklarla kafanızı ve gönlünüzü yormayınız. Temelsiz, mantıksız, ilimle-bilimle alakasız gevezelikler… Lâf ola beri gele…

3- Bizim meal kitabımız yok. Yukarıda anlattığımız sebeplerden dolayı da, böyle bir şeye ihtiyaç olduğu kanaatinde de değiliz. Ayrıca faydalı olacağı mülahazasında olmadığımız için, lüzumuna dair de bir düşüncemiz yok. Aksine meal okuyup oralardan kendi kafalarına göre hükümler çıkartmaya kalkışan ‘meal müçtehitleri’nin dine verdikleri zararlar da ortada! Saymakla bitmez…

***

N e t i c e

Meal’den din öğrenilmez

Kur'an-ı Kerîm’in meal, terceme ve tefsirlerinden din öğrenilmez. Hatta âyet-i kerîmelerin manaları tam anlaşılmadığı için, bunlar zararlı da olabilir. Kur'an-ı Kerim’in tefsirinden her Müslümanın bilmesi lâzım olanları, akâid-kelâm, fıkıh-ahlâk âlimleri ve tasavvuf ehli zevât bildirmişler, bunları kitaplarına kaydetmişlerdir. Bu sebeple akâid-kelâm, fıkıh ve ahlâka dair kitaplar da birer tefsir mesabesindedir. Din, bu kopmrime eserlerden öğrenilir!

Ayrıca fazla teferruata girmeden muhtasar itikâd, ibâdet ve diğer yapılacak işlere / muâmelât ve ahlâka dair eserler yazılmıştır ki, bunlara bilindiği üzere ilmihâl kitapları diyoruz. Bu kitaplarda, her Müslümanın bilmesi lâzım gelen hususlar anlatılır. Her Müslümanın bunları bilmesi lazımdır, farzdır.

Ehil olmadan, dinî ilimleri doğrudan Kur'ân-ı Kerim’den, tefsirlerden ve meallerden öğrenmeye çalışmak-kalkışmak yanlıştır! Yanlış bir yol ve metodla doğru ve sağlıklı netice elde edilmez. İnsanın dalâlete, bozuk ve sapık yollara düşmesine, itikâdının ve imânının sarsılmasına sebep olur. O bakımdan eski dinî talim ve terbiye uslûlümüzde, tefsir ve hadis okuyabilmek için yıllarca ilim tahsil edilir, ancak ondan sonradır ki kişi, bu âlî ilimleri okuyabilir diye icazet alabilirdi.

İmâm Şa'rânî (k.s.) hazretleri buyuruyor ki:

Hadîs-i şerîfler, Kur'ân-ı Kerim’i tefsir etti. Mezhep imamları, müçtehitler hadîs-i şerîfleri şerh etti. Diğer âlimler de, mezhep imamlarının-müçtehitlerin sözlerini açıkladı. Namazların kaç rek'at olduğunu, rukû' ve secdede okunacak tesbihleri, bayram ve cenaze namazlarının nasıl kılınacağını, zekât nisâbını, orucun ve haccın farzlarını, hukuk-muâmelât ilimlerini, Rasûlullah Efendimizin (s.a.v.) açıklaması olmadan doğrudan Kur'ân-ı Kerim’den anlamak mümkün değildir.”

İmran bin Husayn (rh.) de, “Bize yalnız Kur'an'dan konuş!” diyene, “Ey ahmak, Kur'an-ı Kerim’den her şeyi anlamak mümkün mü? Meselâ namazların kaç rek'at olduğunu bulabilir miyiz?” buyurdu. [Bkz. İmam Şa’rânî, Mîzânü’l-Kübrâ]

Hz. Ömer'e (r.a.) de, “Farzlar seferde kaç rek'at kılınır? Kur'an’da bulamadık.” dediler. Cevaben, "Allah Teâlâ bize Muhammed aleyhisselâmı gönderdi. Biz, Kur'an-ı Kerim’de bulamadıklarımızı, Rasûlullah’tan (s.a.v.) gördüğümüz gibi yapıyoruz. O, seferde dört rek'atlık farzları, iki rek'at olarak kılardı. Biz de öyle yaparız" buyurdu.

Rasûl-i Zîşân Efendimiz (s.a.v.) de, “Âlimlere tâbi olun” buyuruyor. O halde onun emrine uyarak, âlimlere tâbi olmamız, ulemâya uymamız şarttır. Fıkhı bilmeden dine uymak mümkün olmaz. Çünkü dinin temeli fıkıhtır. Âlimlerimiz; ‘Akaid-kelâm, fıkıh ilimlerini öğrenmeden tefsir ve hadis ile uğraşmak (Allah korusun dinde) iflas alâmetidir’ buyurmuşlardır.

Hâsılı; hangi meal-tercüme olursa olsun, hiçbir Kur'an mealinden-tercümesinden din öğrenilemez. Filasıl hiçbir meal ve tefsir de tam sayılmaz.

Bir kimse, bir ayet-i kerimeyi tefsir ederken, açıklarken, yalnız kendi görüşüne, kendi aklına-mantığına göre açıklama yaparsa kâfir olur. İşte bu sebepten dolayı, peygamberler (aleyhimüsselâm) hariç, insanların en üstünü olmasına rağmen, Hz. Ebu Bekir Sıddık (r.a.), “Kur'an-ı Kerimi kendi re'yimle / kendi görüşümle tefsire kalkarsam, beni hangi yer taşır, hangi gök gölgeler?” buyurmuştur.

Avâmın / halkın, tefsirlerden, hadislerden dinini öğrenmesi mümkün değildir. Mesela abdestin farzı, Hanefî’de 4, Şâfiî’de 6, Mâlikî ve Hanbelî’de daha fazladır. Tefsirden abdestin farzını bile öğrenmemiz mümkün değilken, itikadî mevzuları öğrenmemiz nasıl mümkün olur?

İslâm âlimleri yıllarca çalışarak, tabiri caizse kılı kırk yarıp uğraşarak Kur'an-ı Kerim’den çıkardıkları hükümleri, eserlerine yazmışlardır. Bir Müslüman, hangi mezhepte ise, mezhebine ait kitapları okur, dinini öğrenir. Zaten her Müslümanın, bir hocadan, bir ilmihâl kitabından okumakla, dinine ait lüzumlu bütün bilgileri öğrenmesi mümkündür.

Tıbba dair kitaplar okuyarak hastalıklara teşhis koymak, tedavi ve ameliyatlara girişmek milyonda bir ihtimâl de olsa belki mümkün olabilir. Fakat, sıradan bir insan için Kur'an’dan dini tam olarak öğrenmek, anlamak mümkün olmaz. Her işi ehlinden tâlim etmek gerekir. Fıkıh kitaplarını "Tabu" olarak gösterenler, "Dini Kur'an’dan, tefsirden, hadis kitaplarından öğrenin!" diyenler, eğer cahil değilseler, dinde anarşi-karmaşa-kargaşa çıkartmak için çalışan art niyetli kimselerdir.

Prof. Dr. M. Sait Yazıcıoğlu, Diyanet İşleri Başkanı iken, 8 Ocak 1989 gün ve 01/924/008 sayılı açıklamasında ‘Sadece Başkanlığımızca yayınlanmış olan Kur'an-ı Kerim mealinde değil, diğer meallerde de bazı hatalar bulunmaktadır’ demişti. Meselenin bu yönü de ayrı bir muamma…

Hiç hata olmasa bile meal’e, "Allah kelâmı" denmez. Kur’an-ı Kerim’in başka dillere yapılan tercemelerine Kur'an denmez, denemez. Bunlara ancak, Kur’an-ı Kerim’in meali denir. Onlar, Kur'an-ı Hakîm niyetiyle okunamaz; o niyetle okumak insana sevap kazandırmaz, aksine vebâl olur. İbn Hacer-i Mekkî (rh.) hazretleri buyuruyor ki: ‘Kur’an-ı Kerim tercemesini, Kur’an-ı Kerim yerine okumak haramdır.’ [Bkz. Fetâvâ-yi Fıkhiyye, s. 37]

Diyanet’in hazırladığı ‘Kur'an-ı Kerim ve Türkçe Anlamı’ isimli mealin önsüzünde şöyle deniyor:

Kur'an-ı Kerim, Türkçeye değil, hiçbir dile hakkıyla çevrilemez. Kur'an-ı Kerim’de muhtelif manalara gelen lafızlar (kelimeler-mefhumlar-kavramlar) vardır. Böyle bir lafzı terceme etmek, çeşitli manalarını bire indirmek olur ki, verilen tek mananın ise murad-ı ilahi olduğu bilinemez.’

Bir kısım sözde ilim erbabının, ‘Allah’ın murâdı şudur’ demeleri, onların cehaletlerini gösterir. Eğer murâd-ı ilahî tek olarak anlaşılsaydı, birbirinden farklı mezhepler meydana gelmezdi. O takdirde de, ‘Ümmetimin ihtilâfı, geniş rahmettir’ hadisinin sırrı nerede kalırdı?

Kur'an-ı Kerim hiçbir dile tam olarak çevrilemez, dadik. Evet çevrilemez, hatta kendi lisânı olan Arapça’ya dahi terceme edilemez. Herhangi bir şiirin bile, tam tercümesine imkân yoktur. Ancak izah edilebilir. Kur'an-ı Kerim’in manası tam olarak bir mealden-tercümeden anlaşılmaz, anlaşılamaz. Bir âyetin manasını anlamak demek, Allah Teâlâ’nın, bu âyette ne demek istediğini anlamak demektir. Dolayısiyle bu âyetin herhangi bir tercemesini okuyan, murad-ı ilahiyi tam olarak öğrenmiş olmaz. Sadece terceme edenin, bilgi derecesine göre anlamış olduğunu okuyup öğrenir.

Mevzu ile ilgili aşağıda linklerini vereceğimiz yazıları da mutlaka okuyunuz.

http://www.halisece.com/islami-makaleler/267-kuran-muslumanligi-mustesrikler-ve-mezhepsizler.html

http://www.halisece.com/sorulara-cevaplar/2677-kuran-i-kerim-in-diger-dillere-tercume-edilmesi.html

http://halisece.com/sorulara-cevaplar/2462-hadis-kitabi-okuma.html

http://halisece.com/islami-makaleler/393-kuranda-mutesabih-ayetler-ve-mukattaa-harfleri.html

http://halisece.com/sorulara-cevaplar/2720-ibadet.html

http://halisece.com/sorulara-cevaplar/515-ayet-ve-hadisten-delil-gostermek.html

http://halisece.com/sorulara-cevaplar/944-tefsir.html

http://halisece.com/sorulara-cevaplar/2442-kredi-karti-ile-ticaret.html

 

Go to top