Merhaba, Devlete bir şekilde vergi verilmezse bir mesuliyet var mıdır? Mesela; KDV vergisiyle alakalı olarak her satılan ürün başina fiş kesilmesi gerekiyor fakat bir çok yerde bu uygulanmıyor. Eğer uygulandığı takdirde, büyük ve yüksek ihtimal ile işyerinin batması söz konusu oluyor Hal böyle olunca küçük esnafin veya işletmelerin bir çoğu fiş kesmemek veya az kesmek zorunda kaliyor. Burada bir vebal söz konusu olabilir mi? Kul haklarına taalluk eden bir durum var mıdır?  Eğer cevab vermeyi mahzurlu buluyorsaniz mailime gönderebilirsiniz, alakanız için teşekkür ederim.

Soru: Ahmet Güney tarafından yazıldı. Kategori: Soru - Cevap

*******

Selamün aleyküm.

Merhaba.

Fiş kesmemek, vergi kaçırmaya sebep olacağından dürüst bir davranış olmaz, kişi mes’ul olur. 

Vergi, kamuyu alakadar ettiği için bu muamelede tüm toplumun hakkını ihlal söz konusudur. Vergi vermek, kişinin topluma karşı içtimaî / sosyal bir görevidir. Bu sebeple vergi kaçırmak caiz değildir. Vergi kaçıran kişi, üzerine kul hakkı geçirmiş olur. Kaçırdığı vergi miktarı kendisine haram olur. Fakat diğer kazançları haram olmaz.

Vergilerdeki adaletsizlik, çarpıklık, yanlışlık ayrı bir mesele... O husustaki çalışmaları da ihmâl etmez, gerekli platformlarda ilgili kurumlar vasıtasiyle dile getirip düzelmesi yolunda adımların atılmasını temin edebilirsiniz. Ama yanlışa yanlışla mukabele, zarara zararla karşılık vermek olmaz. Nitekim Rasûlullah Efendimiz (s.a.v.) buyurmuşlardır ki:

"(İslâm’da) zarar verme ve zarar görme yoktur.” [İmam Ahmed, Müsned, 5, 56; Hâkim, el-Müstedrek, 2, 66; Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, 4/110, H. no: 6536]

Bu hadis-i şerif, fukahânın birtakım hususları kıyaslarında esas almış oldukları "Zarar da yoktur, zarara zararla karşılık vermek de yoktur" Mecelle kaidesinin esasını teşkil et­mektedir. [Nâzım Muhammed Sultan, Ana Çizgileriyle İslam (Nevevî, Kırk Hadis Şerhi), Guraba Yayınları, s. 329-330

Yüce dinimiz İslâm’da, kişinin kendi kendine zarar vermesi haram kılındığı gibi, başkalarına zarar vermek de haram kılınmıştır.

Dinimiz, kimsenin kimseye zarar vermemesini emreder. Bu yasağa rağmen zarar veren olursa, zarar gören intikam almak üzere mukabil bir zarar veremez, vermemelidir. Yapması gereken hakkını arama yollarıdır.

Hadis-i şerifteki "Zarara karşı zarar vermek yoktur." cümlesi bunu ifade eder. Bu hadisi şerheden büyük âlim Münâvî (rh.), zarar görenin zarar vermesi değil, affetmesi gereğini belirtir.

Âlimler hadiste geçen “dırar” kelimesinde müşâreke yani, iki kişinin birbirine zarar verme mânasının varlığına dikkat çekerler. Bu yasaklanmış olunca, zarara uğrayan kimse, intikam almanın caiz olduğunu zannederek öbürüne zarar vermemelidir. Ona düşen şey aftır, affetmezse zararını meşrû yollarla tazmin ettirir. Tazmin suretiyle hakkını almak ise, öbür tarafa zarar vermek sayılmaz. Hele ki bu noktada kamu söz konusu ise iş daha da hassaslaşır ve daha fazla dikkatli olmayı gerektirir.

Bir İslâm toplumunda mü’minler başkalarıyla olan ilişkilerinde, kamuyla olan münasebetlerinde karşılıklı hakları gözeterek ve kendine düşen görevleri yaparak güvenli, uyumlu ve huzurlu bir hayat sürmek durumundadırlar.

İslâm'da haksız bir şekilde başkasının malına, canına, ırz ve namusuna zarar vermek yasaklanmıştır. Zarara karşılık zarar verme de yasaklar arasındadır. Binaenaleyh zarar verme yollarından olan  hîle, yalan, malı telef ve tahrip etmek, zulüm ve haksızlık yapmak yasaklanmıştır. Sadedinde olduğumuz işin de “hîle”ye girdiği açıktır. 

Go to top