Hocam peygamberimiz sondu, ondan sonra dinin yenilenmesi icab ettiğinden müceddidler geldi. Şimdi son müceddid…den sonra da artık dinin yenilenmesine gerek kalmıycak mı? Aydınlatırsanız çok sevinirim çok soran oldu ama acziyetimden bir cevap veremedim. Şimdiden Allah razı olsun 

Soru: Beyza tarafından yazıldı. Kategori: Soru - Cevap

*******

Selamün aleyküm.

Değerli kardeşim;

Öncelikle ifade edelim: Sorunuz İslâm’ın da imanın da şartlarından sayılan bir mesele değil. Kabirde de Hesap’ta da kimseye bundan sual sorulmaz. Size bunları soranlara hatırlatırsınız. Bu sebeple aydınlanacak-aydınlatılacak karanlık bir durum da söz konusu değil aslında… Ama bununla beraber müceddid nedir, kimdir, sorularını bir nebze açmaya-açıklamaya çalışalım.

Evet, sizin de işaret ettiğiniz gibi Fahr-i Kâinat Efendimiz (s.a.v.) son peygamberdir. Kur’an-ı Kerim’de bunu beyan eden ayet-i kerimede buyrulmuştur ki: "Muhammed, adamlarınızdan hiç birinin babası değildir. Fakat Allah’ın Rasûlü ve nebîlerin/peygamberlerin sonuncusudur. Allah her şeyi hakkıyle-tamamiyle-kemâliyle bilendir.” [Ahzâb suresi, 40]

Diğer ümmetlerde olduğu gibi ümmet-i Muhammed arasında da zamanla bid'at ve hurafeler baş gösterebilir... Bunun neticesinde Müslümanlar dinden ve sünnetlerden uzaklaşmakla karşı karşıya gelebilirlerdi. Ayrıca her gün değişen ve gelişen hayat şartları ile birlikte birtakım yeni meseleler ortaya çıkar, bunlara dinî açıdan bir çözüm ihtiyacı doğardı. Haliyle öyle de oldu. İşte, önceki ümmetlerde bir peygamberin gördüğü bu vazifeyi ifa edecek zata, dinî ıstılâhımızda “müceddid” denilmektedir. Nitekim Rasûl-i Zîşân Efendimiz (s.a.v.), "Muhakkak ki, Allah her yüzyılın başında bu ümmete dinî işlerini yenileyecek bir müceddid gönderecektir." [Ebu Davud, Sünen, Melâhim, 1] buyurmuşlardır.

 

Müceddidlerin mümeyyiz vasfı 

Müceddidlerin mümeyyiz vasfı yani diğer âlimlerden ayrılan özelliği; Kitap ve Sünnet’in ihmâle uğrayan hükümlerini ihyâ etmesi, gereğince amel edilmesini emretmesi, toplumu sarıp Sünnet’e karışmış-karıştırılmış olan bid’atleri yok edip sünnetleri ihya etmesidir.

Bütün bu faaliyetlerin sahibi olan müceddid, dinî ilimlerin zâhir ve bâtın her çeşidinde âlim, Rasûlullah Efendimizin (s.a.v.) kâmil bir vârisidir.

Yüz yıl başında gelen müceddidlerle bin yılın başında gelen müceddidlerin farkı ise, yıldızla Güneşin farkı gibidir. Bin yılın başında gelen müceddidler ülû’l-azm peygamberlere (aleyhimüsselâm) mukabil gönderilmiş, öbürleri de diğer peygamberlere karşılık gelmişlerdir. Aralarında çok büyük derece farkı vardır.

Maamafih bir devirde bazı kimselerce bir kısım ilim-irfan, şefkat-merhamet, hamiyet-adalet ve fazilet sahiplerinin müceddid olarak bilinmesi-görülmesi, dini açıdan bir mahzur teşkil etmez; onları kınamak, hatalı olduklarını söylemek doğru olmaz. Tarihte vâki olan bu ve benzeri hadiseler, tabiidir ki bundan sonra da devam edecektir. O bakımdan bu meselenin Müslümanlar arasında münakaşa mevzuu olmaması gerekir.

 

Müceddidler Ehl-i Beyt’tendir

Müceddidle alakalı yukarda naklettiğimiz hadis-i şerifin bazı rivayetlerinde, gönderilecek müceddidin, Rasulûllah Efendimizin (s.a.v.) temiz sülalesinden olacağı bildirilmiştir. Nitekim, "Allah dinine bağlı olanlara her yüz yılbaşında benim Ehl-i Beytimden, dinle ilgili mevzuları onlar için ihya edecek birini ba's edecek (gönderecek)tir" [Suyûtî, et-Tehaddüs bi-Ni’metillah, Nşr. E. Sartain (Cambridge, 1975) 11/216] mealindeki hadis-i şerif de bunu te’yid eder.

Evet, Mücedditler Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) neslinden gelmişlerdir. Kimi Hasenî, kimi de Hüseynî'dir. Bundan dolayı Rasûlümüz (s.a.v.) "Size iki şey bırakıyorum, biri Kitabullah, diğeri de Ehl-i Beytim" [Tirmizi, Sünen, 2/308; Müslim, Sahih, Fazail-i Sahabe, 1], "Kıyamette bu iki emanetten soracağım" [Ebu Nuaym, Hılyetü'l-Evliya, 1/355] buyurmuşlardır.

Rabbimiz celle şânuhu da, "(Rasûlüm) De ki: ‘Buna (tebliğime) karşı sizden akrabalıkta sevgiden (Ehl-i Beytiime karşı muhabbetten) başka bir karşılık istemem…" [Şûra suresi, 42/23] buyurarak dikkatleri o yöne çekiyor. Çünkü, Ehl-i Beyt Nuh’un (a.s.) gemisi gibidir. Ona sığınan kurtulur. [Hilyetü'l-Evliya, Ebu Nuaym, 4/306] "Ehl-i Beyt'i sevmek, Ehl-i Sünnet’in sermayesidir" [İmam-ı Rabbanî, Mektubat, 2, 36]

Mü’minlerin namazlarda devamlı okudukları salevât, "Allah'ım âl-i İbrahim gibi âl-i Muhammed'in neslini de mübarek kıl" cümleleridir. Bu samimi duaları kabul edilmiştir ki, âl-i İbrahim neslinden peygamber geldiği gibi, âl-i Rasûlullah'dan da müceddid ve müçtehitler silsilesi gelmiştir. Peygamberimiz (s.a.v.) Ehl-i Beyt'ine muhabbeti emrederek, ümmetin istikametini istemiştir. Ehl-i Beytine sevginin, sırat-ı müstakimi netice vereceğini, belîğane bir tarzda ifade buyurmuşlardır.

Kıyamete yakın geleceği va’dolunan Mehdî aleyhirrahmeti verrıdvan hazretleri de Ehl-i Beyt’tendir, bütün müceddid ve müçtehidler silsilesini birleştirip irşad vazifesini itmam ve ikmâl edecektir.

 

Müceddidin yardımcıları

Ayrıca gelecek müceddidin bir değil, birden çok olacağını söyleyen âlimler de vardır.

Bu cümleden olarak İmam Suyutî (rh.) tecdid hadisesi hakkında bir eser yazmış ve gelip geçen müceddidleri gösteren manzum cedveller nakletmiş… Bu cetveldeki sıralamanın dokuzuncusunun da, kendisinin olmasını ümit ettiğini söylemiştir. Tabii ki bu liste ve bu sıralama onun görüşüdür. Ulema arasında onların bazıları hakkında da ihtilaflar vardır. Bütün bunlar da göstermektedir ki, bu mevzuda isimler üzerinde durmak, bunları müzakere ve münakaşa etmek bizim gibi sıradan insanlar için fuzûli ve gereksizdir.

Bir başka husus, müceddidin yardımcıları da olacaktır elbette... Nitekim Üstâzünâ Süleyman Hilmi Silistrevî (k.s.) hazretleri bu mânâyı te’yid eden konuşmalarında, talebelerine hitaben şöyle buyururlar:

Allahu zû’l-Celâl Hazretleri dinini ihyâya hükmetti ve min indillah bu yenileme vazifesi, benim ve sizin omuzlarınıza indi…

Delil mi istiyorsunuz?

İşte, Hz. Allah çelik-çomak oynayacak çocuklara kısa zamanda ilmini ihsan ettiği gibi, irşâda dahî istîdat veriyor. Bundan büyük delil mi olur?” [Ali Erol, Hatıratım, s. 24] Ayrıca bkz. http://www.halisece.com/sorulara-cevaplar/1065-dini-soru.html

 

S o n u ç

Demek ki tecdid faaliyetleri hiçbir zaman durmadı-durmuyor-durmayacak, aksamadı-aksamıyor-aksamayacak, yürüyor-yürüyecek... Çünkü ümmet için buna şiddetle ihtiyacın olduğu muhakkak. O bakımdan bu hizmet, aslî müceddidin maiyyetinde onun yardımcıları eliyle kıyamet sabahına kadar da devam edeceğinde kimsenin bir şüphesi olmamalıdır. 

Go to top