Hala Sultan’ın (r.anha) türbesi, Güney Kıbrıs / Larnaka’da; Larnaka Havalimanı’nın hemen arkasındaki “Hala Sultan Tekkesi”ndedir.

Tuz Gölü”nün kıyısındadır. Hala Sultan olarak bilinen Ümmü Haram (r.anha) gerçekte Peygamber Efendimizin (s.a.v.) halası değildir. Rasûlullah Efendimize (s.a.v.), büyükannesi Hz. Selmâ (r.anha) tarafından akrabadır ve sütannesi Hz. Halîme'nin kızkardeşidir. Bu sebeple kendisine teyze anlamında "haale / haaleh (hı-elif-lâm-heli te ile)" denilirdi. Tabir zamanla Türkler arasında "hala"ya çevrilmiştir... Yani “Hala” adı buradan gelmektedir.

Ümmü Haram binti Milhan radıyallahu anha Rasûllullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimizin süt halası… İlk deniz seferine katılan, şehidlik özlemiyle yanan bir hanım sahâbîdir.

Kıbrıs’ın manevî bekçisi

Hala (Türkçemizdeki ifadesiyle ‘teyze’) Sultan adıyla meşhur, şecaat ve cesaret sâhibi kahraman bir İslâm kadını…

O, Bi’setten önce Medine’de doğdu. Hazrec kabîlesinin Benî Neccar koluna mensuptur.

Babası; Milhan İbn Hâlid, annesi Müleyke binti Mâlik’tir.

Asıl adı bilinememektedir. Ümmü Haram künyesiyle meşhur olmuştur.

Enes İbn Mâlik’in (r.a.) teyzesidir. Haram İbn Milhan’ın (r.a.) da kızkardeşi olur.

O, Medine-i Münevvere’nin ilk Müslüman hanımlarından idi. İslâm’dan önce Amr İbn Kays ile evlendi. Kays ve Abdullah adında iki oğlu oldu. İslâm güneşi Medine’ye yayılmaya başlayınca, kocasının da Müslüman olmasını istedi. Her vesileyle beyini İslâm’a davet etti. Fakat kocası bu davete uymadı, Müslüman olmayı kabul etmedi. Çaresiz kalan Ümmü Haram (r.anha) müşrik kocasından ayrılmak zorunda kaldı. Zira bir müşrikle hayatını devam ettiremezdi. İffetiyle, vakarıyla inancını daha diri yaşamayı arzu etti. Bir müddet sonra Ensar’ın ileri gelenlerinden meşhur sahâbî Ubâde bin Sâmit (r.a.) ile evlendi.

İki Cihan Güneşi Efendimiz (s.a.v.) zaman zaman süt halası bulunan Ümmü Haram’ın (r.anha) evini ziyaret ederdi. Bazan öğle üstü kaylûlesini orada yaptığı olurdu. Bir gün Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz bu evde biraz sohbet ettikten sonra uykuya daldı. Bir müddet sonra gülümseyerek uyandı. Efendimizin (s.a.v.) tebessüm ederek kalkışına hayret eden Ümmü Haram (r.anha),

- “Yâ Rasûlallah! Anam-babam sana fedâ olsun. Niçin gülümsüyorsunuz?” diye sordu. Efendimiz de,

- “Ey Ümmü Haram! Ümmetimden bir kısmının gemilere binip kâfirlerle savaşmaya gittiğini gördüm.” buyurdu. İleride olacak deniz savaşlarına işaret etti.

Ümmü Haram (r.anha) şehâdet özlemiyle yanıp tutuşmaktaydı. Bu beşâreti duyunca heyecanlandı. O sefere katılacaklar arasında bulunmayı arzu etti ve;

- “Yâ Resûlallah! Duâ etseniz de ben de onlardan biri olsam” diye ricada bulundu. İki Cihan Güneşi Efendimiz (s.a.v.) de onun istediğine;

- “Yâ Rabbi! Bunu da onlardan eyle” diye duâ ederek karşılık verdi. Sonra yeniden istirahat etmek üzere sağ yanına doğru uzandı.

Fazla bir zaman geçmemişti ki, Efendimiz (s.a.v.) yine tebessüm ederek kalktı. Ümmü Haram (r.anha) yine gülümsemesinin sebebini sordu. Efendimiz (s.a.v.),

- “Bu defa da ümmetimden bir kısmının padişahların tahtlarına kuruldukları gibi debdebeli bir halde gazâya gittiklerini gördüm.” dedi.

Ümmü Haram (r.anha) tekrar dua etmesi ricasında bulundu. Kendisinin de onların arasında olmayı arzu ettiğini söyledi.

Rasûlullah (s.a.v.) Efendimiz ona;

- “Sen öncekilerdensin” buyurdu. Onun deniz seferinde bulunacağını haber vermiş oldu.

Zaman çabuk geçmekteydi. İki Cihan Güneşi Efendimiz (s.a.v.) dünyadan ayrılmış, dâr-ı bekâya irtihal eylemişti. Ümmü Haram’ın (r.anha) kocası Ubâde bin Sâmit (r.a.) Humus’da tebliğ vazifesinde bulunmak üzere vazifelendirildi. Birlikte Humus’a gittiler. Uzun bir müddet orada İslâm’ın yayılması için gayret gösterdiler.

Hz. Osman’ın (r.a.) halifelik döneminde bir donanma hazırlandı. Bununla Kıbrıs adasını fethetmek üzere sefere çıkıldı. Bu Müslümanların ilk deniz seferiydi. Ubâde bin Sâmit (r.a.) ile hanımı Ümmü Haram (r.anha) da bu sefere katılmışlardı. 86 yaşlarına girmiş olan Ümmü Haram (r.anha) bütün güçlüklere göğüs geriyor, sıkıntılara tahammül ediyordu. Gayet sâkindi. Yolculuğun verdiği meşakkatlerden şikâyette bulunmuyordu. Onun gönlü İslâm’ı tebliğ heyecanıyla doluydu. Kıbrıs’taki insanlara İslâm’ı ulaştırma neşesi içerisinde yolculuğuna sabır ve metânetle devam ediyordu.

O, Rasûlullah’ın (s.a.v.) verdiği müjdeyi hatırlayarak şehidlik özlemi içinde zinde hareket etmeye çalışıyordu. Onun tahakkuk edeceği vakti bekliyordu. Cenâb-ı Hakk’ın şehitlere hazırladığı ikramları düşünüyor, ona kavuşmanın sevinciyle çektikleri sıkıntılara aldırış etmiyordu. Yaşlı haliyle onun bu neşesi, zindeliği diğer askerlere de örnek teşkil ediyordu. Onların sabırlarının artmasına vesile oluyordu.

Uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra donanma Kıbrıs’a ulaştı. Önce oradaki insanları Müslüman olmaya davet ettiler. Kabul etmeyince cizye vermelerini teklif ettiler. Rumlar buna da yanaşmayınca şiddetli çarpışmalar başlamış oldu. Kısa zamanda Rum donanması mağlub edildi. İslâm ordusu bir çıkarma hareketiyle iç kısımlara daldı. Savaş karada devam etmeye başladı. Daha fazla direnemeyen, Rumlar cizye vermeyi kabul ederek barış teklifinde bulundu.

Ümmü Haram (r.anha) yaşlı olmasına rağmen yerinde duramıyordu. Hasretini çektiği şehitlik mertebesine kavuşmak için yaşının üstünde canlılık ve gayret gösteriyordu. Bir an önce neticeye ulaşmak istiyordu. Genç askerler onun bu haline şaşıyorlar ve ona bakarak kendileri daha bir gayrete geliyorlardı.

O, ihtiyar mücâhide hala askerlerle beraber Kıbrıs içlerine doğru dalıp gitti. Larnaka yakınlarına vardıklarında bindiği atın (bazı rivayetlerde katır, bazılarında da merkep olarak geçer) ayaklarının sürçmesinden dolayı düştü ve oracıkta ruhunu teslim etti. Böylece çok özlediği şehâdet mertebesine kavuşmuş oldu.

Kıbrıs, Hicretin 28. yılında fethedildi. Ümmü Haram (r.anha) da bu fethin bir sembolü oldu. Larnaka şehrinin Tuz gölü kıyısında bulunan kabrine miladî 1570 senesinde bir türbe yapıldı. “Hala Sultan” adıyla yüzyıllardır oradan feyiz ve bereket saçmaktadır.

Hala Sultan Türbesi, İstanbul’daki Eyüb Sultan Türbesi gibi Kıbrıs’taki İslâm varlığının en eski izlerini-emarelerini taşımaktadır. İki Cihan Güneşi Efendimize (s.a.v.) yakınlığı sebebiyle Müslümanlar hep hürmet etmiştir. Ecdadımız, Kıbrıs hizasından geçen gemilere, bayraklarını yarıya indirtip selâm verdirmiştir. Birinci dünya savaşına kadar buradan geçen Osmanlı gemilerince top atışı ile selâmlandığı rivayet edilir. Kıbrıs’lı Türkler için “Hala Sultan Kabri ve Türbesi” önemli ziyaretgâhlardan biri olmuştur. Cenâb-ı Hak cümlemizi şefaatlerine nâil eylesin. Amin…

______________________

Kaynaklar: Mustafa Eriş, Altınoluk Dergisi, Ağustos, 2002, Sayı: 198, Sayfa: 060

Yaşar Karaduman, Ünye Kent, 24 Eylül 2016, “Kıbrıslı Hoca” ve Hala Sultan başlıklı yazısı.

 http://www.evliyalar.net/hz-hala-sultan-r-a-ummu-haram-r-a/

Ayrıca sesli olarak da dinleyebilirsiniz: https://www.youtube.com/watch?v=GsPp1g5uxvQ

***************

ÜMMÜ HARÂM (II)

Ümmü Harâm bint Milhân (Mâlik) b. Hâlid el-Ensâriyye el-Hazreciyye (v. 28 / 648)

BÜmmü Harâm bint Milhân (Mâlik) b. Hâlid el-Ensâriyye el-Hazreciyye (v. 28 / 648)

Biz Türkler arasında Hala Sultan diye bilinen sahâbî hanım (r.anha).

Hep künyesiyle anıldığı için adı bilinmemekte, İbn Abdülber onun isminin doğru bir tesbitinin yapılamadığını zikretmektedir (el-İstîâb, IV, 443). Kız kardeşi Ümmü Süleym’e ait Rümeysâ ve Gumeysâ isimlerinin bazı kaynaklarda ona nisbet edildiği görülmektedir. Nesebi Hazrec kabilesinin kolu Neccâroğulları’na dayanır. Annesi de yine Benî Neccâr’dan Mâlik b. Adî’nin kızı Müleyke’dir. Enes b. Mâlik’in annesi Ümmü Süleym onun kız kardeşi, her ikisi de Bi’rimaûne hadisesinde şehid düşen Harâm ve Süleym de erkek kardeşleridir. Resûl-i Ekrem’e (s.a.v.) biat eden kadınlardan olan Ümmü Harâm, Ubâde b. Sâmit ile evlenmiş ve bu evlilikten Muhammed adında bir çocuğu doğmuştur.

Resûlullah’ın dedesi Abdülmuttalib’in annesi Selmâ, Neccâroğulları’ndan olduğu için Ümmü Harâm ve Ümmü Süleym ile Resûl-i Ekrem arasında süt veya soy bakımından teyze-yeğen ilişkisi vardı. Bazı âlimlere göre Ümmü Harâm, Hz. Peygamber’in sütteyzelerinden biriydi, bazılarına göre ise aralarında babası veya dedesi yönünden sütteyzeliği bulunmaktaydı (Nevevî, XIII, 57; XVI, 10). Bu sebeple Resûlullah kendini onlara daha yakın hisseder, Kubâ Mescidi’ni ziyarete gittiğinde her iki kardeşin orada bulunan evlerine misafir olur, yemek yer, öğle uykusuna yatar, hazır bulunanlara nâfile namaz kıldırırdı. Ümmü Harâm’ın rivayet ettiğine göre, bir defasında Resûl-i Ekrem onun evinde öğle uykusundan gülerek uyanmış… Ümmü Harâm niçin güldüğünü sorunca, uykusunda kendisine ümmetinden fetih maksadıyla Akdeniz’e açılan bazı kimselerin gösterildiğini ve onların cennetlik olduğunu söylemiş… Bunun üzerine Ümmü Harâm, kendisinin de onların arasında bulunması için dua etmesini istemiş, o da dua etmiştir. Ardından tekrar uykuya dalmış, yine gülerek uyanmış, Ümmü Harâm’ın bu defaki sorusu üzerine de ümmetinden bazılarının İstanbul’u fethetmek maksadıyla sefere çıkacağını, onların da günahlarının bağışlanacağını haber vermiştir. Ümmü Harâm kendisinin de onların arasında bulunması için dua etmesini isteyince, Resûl-i Ekrem ona birinci grupta olduğunu söylemiştir (Buhârî, “Cihâd”, 3, 8, 63, 75, 93, “İsti‘zân”, 41, “Tâbîr”, 12; Müslim, “İmâre”, 160).

Önceleri Uhud ve Huneyn gibi savaşlarda bulunup yaralı askerlere hizmet eden Ümmü Harâm’ın kocasıyla birlikte Suriye savaşlarına katılmak için Dımaşk’a gittiği bilinmektedir (İbn Asâkir, s. 486). 28 (648-49) yılında Hz. Osman’ın halifeliği döneminde yapılan ve müslümanların ilk deniz seferi olan Kıbrıs seferine yine eşiyle birlikte iştirak etti. Bu sefere Ebû Zer el-Gıfârî, Ebü’d-Derdâ gibi sahâbîler de katılmıştı. Ümmü Harâm, Kıbrıs’a ulaşıp gemiden indikten sonra bindiği katırdan düştü, boynu kırılarak şehid oldu ve orada defnedildi (Buhârî, “Cihâd”, 63, 75). Ümmü Harâm’ın Kıbrıs’ta Hala Sultan Tekkesi adıyla bilinen, Larnaka civarında Tuzla’daki kabri bugün de ziyaret edilmektedir (bk. HALA SULTAN TEKKESİ). Kaynaklarda kabrinin “sâliha bir kadının kabri” diye bilindiği ve orayı gayri müslimlerin de ziyaret ettiği belirtilmektedir. Ümmü Harâm’ın “hala hatun” veya “hala sultan” diye anılmasının sebebi teyze kelimesinin Arapça’sı olan “hâle” dolayısıyladır. Bugün de Anadolu’nun çeşitli yerlerinde teyzeye hala denilmektedir.

Ümmü Harâm, Resûl-i Ekrem’den (s.a.v.) beş hadis rivayet etmiş olup bunlardan biri Buhârî ve Müslim’in el-Câmiu’s-sahîh’lerinde, diğerleri Tirmizî’nin el-Câmiu’s-sahîh’i dışında Kütüb-i Sitte’de bulunmaktadır. Kendisinden kocası Ubâde b. Sâmit ile Enes b. Mâlik, tâbiînden Umeyr b. Esved, Atâ b. Yesâr ve Ya‘lâ b. Şeddâd b. Evs rivayette bulunmuştur. Hüseyin Algül, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Yakını Kıbrıs Şehidi Hala Sultan Ümmü Haram binti Milhan adıyla küçük hacimli bir eser yazmıştır (İstanbul 1985).

 

BİBLİYOGRAFYA:

İbn Sa‘d, et-Tabakāt, VIII, 434-435; İbn Abdülber, el-İstîâb, IV, 443; İbn Asâkir, Târîħu Dımaşq (Şihâbî), s. 486-496; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ġābe (Bennâ), VII, 317-318; Nevevî, Şerhu Müslim, XIII, 57; XVI, 10; Zehebî, A’lâmü’n-nübelâ’, II, 316-317; İbn Hacer, el-İsâbe (Bicâvî), VIII, 189-190; a.mlf., Tehzîbü’t-Tehzîb, XII, 462; Tecrid Tercemesi, VIII, 337-341; Osman Turan, Selçuklular ve İslâmiyet, İstanbul 1971, s. 129-131; Ahmed Halîl Cum‘a, Nisâ’ min aśri’n-nübüvve, Beyrut 1412/1992, I, 59-67.

Kaynak: M. Yaşar Kandemir, TDV İslâm Ansiklopedisi, M. Asım Köksal, İslâm Tarihi 

Go to top