Sitemizdeki var olan binlerce üyelik, altyapı yenilemesi sebebiyle kaldırılmıştır. Yeniden hızlıca üye olup>> soru gönderebilirsiniz.

Halis ECE

Ayların giriş çıkışı, günlerin tesbiti yüzde yüz nisbetinde doğru olarak belirlenir

KAMERÎ AYLARIN GİRİŞ-ÇIKIŞLARININ TESBİTİ


Dünyamız Güneş etrafında döndüğü gibi, Ay da Dünya etrafında belirli bir yörünge üzerinde hareket eder, döner. Bu dönme esnasında Ay, her 29 veya 30 günde bir defa Dünya ile Güneş arasına girer ve üçü aynı hizaya gelirler. İşte bu âna, hey'et veya felekiyat denilen ilim dalında "ictima" denir. Bugünkü modern astronomide (gökbilimi) ise ictima'nın karşılığı olarak "kavuşum" denilmektedir. İngilizcesi de birleşme anlamında "conjunction" (kıncâng'şın)dır. Bu durum astronomik (hesabi) bakımdan Kamerî ay'ın başlangıcıdır, ancak ibadetler için değil. İctima halinde Ay'ın Dünya'ya bakan yüzü Güneş'ten ışık alamadığı için karanlık olur. İşte bu esnada hilâl'in dünyanın hiçbir yerinden görülmesi mümkün değildir.


Ru'yetin gerçekleşmesi yani hilâl'in görülebilir şekil ve parlaklığa kavuşabilmesi için;

a) Ay'ın ictima halinden, Güneş'e nazaran doğuya doğru yatay olarak 8 derece ayrılması gerekir. Bu süre ise 12 ila 16 saat arasında değişir.

b) Güneş battıktan sonra yine Ay'ın, düşey olarak ufuktan en az 5 derece yüksekte olması icap eder.

Demek ki Ay'ın, düşey olarak ufuktan 5 derece yükselmesi ve yatay olarak da Güneş'ten 8 derece doğuya doğru açılmış olması lazımdır ki, Güneş'ten ışığını alıp hilâl şekli gerçekleşerek Dünya üzerinden görülebilsin.

 

***

İşte açıklamaya çalıştığımız bu hadiselerin meydana gelmesinden sonra ortaya çıkan hilâl, yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, şer'î-kamerî ayın başlangıcı yani ilk günüdür. O esnada Güneş, Dünyanın neresinde batmakta ise hilâl, ancak o enlem derecesindeki ve bunların batısındaki ülkelerde görülebilir.

Mesela bu sene (H. 1434-M. 2013) Ramazan ayının ictimaı, 08 Temmuz Pazartesi günü Türkiye yaz saati ile 10:15'te başlar, yaklaşık 14 küsur saat devam eder. 

Hilâlin çıplak gözle görülmesi (ru'yet) de gene 09 Temmuz Salı günü Türkiye yaz saati ile 00:25'dedir.

Hilâlin görüldüğü/görüleceği yerler:

Bolivya, Peru Şili, Büyük okyanusun orta ve güney kesimleri San Felix adaları, Miteriosa adası, Fransız Polinezyası ad., Cook adaları, Fiji adaları.

Hilâl; Türkiye Almanya, Avusturya, Mısır, Fas, Cezayir, Tunus ve Arap yarımadasının orta ve kuzeyinden görülemeyecek... Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Münevvere'den de görülmesi mümkün olmayacaktır.

 

Hilâl'in görüldüğü günü takip eden 09 Temmuz Salı günü de Ramazan ayının 1'i olmaktadır.


***

Üzülerek ifade edelim ki; senelerdir bazı ülkeler Kamerî ayların giriş-çıkışlarının tesbitinde hakiki ru'yet (Ay'ın çıplak gözle görülmesi) yerine, şer'î ölçülere aykırı olarak astronomik başlangıç yani Ay'ın ictima halini esas alıyor… Ve eğer ictima gece yarısından önce ise, o gecenin gündüzünü de ay'ın birinci günü olarak kabul ediyorlar. Şayet ictima gece yarısından sonra meydana gelmişse, o zaman, âmiyane tabirle "Mızrak çuvala sığmayacağı" için, onlar da ay'ı ertesi gün başlatıyorlar… Dolayısıyla ister istemez bizimle aynı gün Ramazan orucuna başlıyor, aynı gün Bayram ediyorlar. Keza aynı gün Arafe, aynı gün Kurban bayramı yapıyorlar. Bu yanlış uygulamaya göre hareket edenler, önceleri, "Amerikan almanaklarını esas alıyoruz" diyorlardı. Şimdilerde ise gerçek ru'yeti baz aldıklarını söylüyorlar ki, bu durumda; güya onlar ru'yeti esas alıyorlarmış, biz ise sadece hesaba göre hareket ediyormuşuz gibi garip bir manzara çıkıyor ortaya…

İşin hakikati ise Kamerî ayların tesbitinde biz hem hesabı, hem de ru'yeti dikkate aldığımız halde, onlar, sadece hesaba göre hareket ediyorlar, gerçek ru'yeti (hilâlin çıplak gözle görülmesi işini) göz ardı ediyorlar. Aramızdaki ihtilaf ve ortaya çıkan farklılık da haliyle buradan kaynaklanıyor.

Oysa bu yüce dinin vâzıı olan Hz. Allah, " هُوَ الَّذِي جَعَلَ الشَّمْسَ ضِيَاءً وَالْقَمَرَ نُورًا وَقَدَّرَهُ مَنَازِلَ لِتَعْلَمُوا عَدَدَ السِّنِينَ وَالْحِسَابَ : Güneşi bir zıya, Ay'ı bir nûr yapan; senelerin sayısı ve (günlerin, ayların, vakitlerin) hesabını bilesiniz diye, Ay'a menziller (dünya çevresinde dönerken hizalarında yer aldığı yıldız kümeleri, konaklar) takdir eden O'dur." [Yunus sûresi, 5] İlâhi beyanıyla bu hususta bize, hesabın lüzumunu ve usûlünü haber veriyor, bu bir.

İkincisi yine Kur'an-ı Kerim'de: شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِي أُنْزِلَ فِيهِ الْقُرْآنُ هُدًى لِلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِنَ الْهُدَىٰ وَالْفُرْقَانِ ۚ فَمَنْ شَهِدَ مِنْكُمُ الشَّهْرَ فَلْيَصُمْهُ : "Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur'an'ın indirildiği aydır. Öyle ise sizden ramazan ayını idrak edenler onda oruç tutsun..." [Bakara suresi, 185] buyruluyor. 

Bu dinin mübelliği, insanların ve cinlerin peygamberi, âlemlere rahmet Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) de, "Ramazan hilâlini gördüğünüzde oruca başlayınız, şevval hilâlini gördüğünüzde de bayram ediniz." [İbn Mâce, Sünen, Sıyâm, 7] hadis-i şerifleriyle öbür ölçünün de ru'yet olduğunu bildiriyor ve bu ölçüye de uyulmasını emrediyor.

Bu kıstaslar/kriterler Ramazan ay'ı ve Ramazan bayramının tesbitinde geçerli olduğu gibi, diğer ayların giriş-çıkışlarının belirlenmesinde de aynen geçerlidir. Meselâ Kurban bayramının tesbitinde Zilhicce ayının ictima ve ru'yeti esas alınır. Yoksa bazılarının öteden beri yapageldikleri gibi, Rasûlüllah Efendimizin (s.a.v.) hilâli görme emrini bir kenara bırakarak, sadece ictima olayını esas alıp Ay'ın, Dünyanın hiçbir noktasında dahi görülmeden-görülemeden Arafe veya Bayram ilan etmekle olmaz. Olursa bu, "Teklîfu mâ lâ yutak" yani kula, güç yetiremeyeceği bir yükü yüklemek olur ki, caiz değildir. Cenab-ı Hak hiçbir canlıya takatinin üzerinde bir külfet yüklememiştir. Dolayısıyla görülmeyen hilâli görmek gibi bir yükümlülüğü yoktur kulun, olamaz da… Hilâli görmediği halde görmüş gibi davranmak ise, mü'mine yakışır ve kabul edilebilir bir davranış şekli değildir asla. Emre itaat, emredileni emredildiği gibi yapmakla gerçekleşir. Değilse onun adına itaat değil isyan, istikamet değil yan çizmek denir.


***

İşte bugün, gerek bazı ülkeler ve gerekse ülkemizdeki bir kısım insanlar tarafından bu esasa/prensibe uyulmaması, Müslümanlar arasında karışıklığa sebep olmaktadır. Onların bu yanlış ölçülerine göre hareket eden mü'minler, oruçlu olmaları gereken günde (Ramazan-ı şerifin son günü) Bayram ediyorlar. O günün Bayram olduğuna inandıkları için de haliyle yedikleri o orucu kaza da etmiyor, borçlu kalıyorlar. Yine bunun gibi, Kurban bayramından önceki günlerde oruç tutmanın faziletine inanan bir kısım Müslümanlar, Arafe günü de oruçlu bulundukları halde, kendilerine o günün Bayram, bayramda ise oruç tutmanın haram olduğu hatırlatılıp oruçları bozduruluyor. Dolayısıyla nafile olan bu oruç da üzerlerine borç olup kaza etmeleri icap eder hale geliyor.

 

***

Kısacası meselenin ciddiyet ve önemi dolayısıyla okuyucularımızın dikkatine sunmayı bir vazife addettik. Tavsiyemiz; oruçlarına takvimle başlayıp takvimle bitirmeleri...

Keza Kurban bayramında da buna uymaları, dedi-kodulara kulak asmamalarıdır. Ülkemizdeki Kamerî ayların giriş-çıkış hesapları ictima ve ru'yet hadiselerinin her ikisi de dikkate alınarak yapılmakta ve Allah'a şükür en küçük bir tereddüde mahal kalmayacak bir titizlikle tesbit edilmektedir.

 

***

Rabbimiz bütün ibadet ve taatlerimizi, amel ve hizmetlerimizi, zikir ve fikirlerimizi… hasılı her türlü davranış ve duruşumuzu rızasına uygun kılsın. Amin...

 

 

 

Go to top