Esselamü Aleyküm ve Rahmetullah...

Muhterem Hocam,

Günümüzde maalesef çok yaygınlaşan sigara alışkanlığı cami imamlarımıza,hocalarımıza kadar sirayet etmiş durumda.İstibrasız namaz kıldıran imamların, vebal altına girmeleri hakkında yazınızı okurken hemen bu konu aklıma geldi.Yine bir yazınızda İsmail Hakkı Bursevi Hazretleri'nin Ruh'ul Beyan tefsirinde tütün mamullerinin haram olduğu fetvasından yola çıkarak, sigara içen imamlarımızın arkasında cemaat olmak (bile bile) ne kadar doğru.Bugün aleni bir şekilde hocalar gömlek cebinde sigara ile dolaşıyor. Yani bu durum çok normalleşti ve yaygınlaştı.Ne yapmak lazım gelir hocam? Cemaat olmaya devam edelim mi? Kendimize imamı sigara içmeyen camiler mi bulalım? Diyanet İşleri Başkanlığı'nın bu husus ile ilgili zannediyorum bir denetimi yada vazgeçirme, bıraktırma çalışması yok. 

*******

Ve aleykümü’s-selam…

Sevgili kardeşim;

Dilerseniz öncelikle meselenin zâhirî fıkıh cihetinden durumu nedir, onu görelim.

Bir defa cemaat önemlidir, fâcir ve fâsık (günahkâr, yani fıskı itikadında-inancında olmayıp amelinde olan) bir kimsenin arkasında namaz kılmak caizdir. Namaz olur. Ancak mekruhtur. Rasûlullah Efendimiz (s.a.v.) buyurmuştur ki:

“İyi ve kötü herkesin ardında namaz kılınız. (İster sâlih olsun ister fâsık, her Müslümanın arkasında namaz kılabilirsiniz)”. [Aclunî, Keşfu’-Hafâ, II, 32; İbn Mâce, Darekutnî, Taberanî, Ebu Nuaym, Ebu Davud, Beyhakî] Sahabe ve tabiîn Cuma namazı olsun başka namazlar olsun, imam zalim de olsa fasık da olsa facir de olsa ona tâbi olurlar, uyarlardı... Ancak bununla birlikte fâsıkın/günahkârın, anlattığınız türden bir imamın arkasında namaz kılmanın Ehl-i Sünnet’çe mekruh sayıldığını da unutmamamız lazım. Daha iyi, daha takva bir imam varken, o tercih edilmemeli...

***

Namazda cemaate imam olacak kimsede elbetteki birtakım ilmî ve ahlâkî vasıfların bulunması gerekir. Çünkü imam olan insan, namaz esnasında üzerine cemaatin mes’uliyetini yüklenmekte ve cemaatin rehberi-kılavuzu olmaktadır.

Vazifesi itibariyle imamların dikkatli olmaları… İslâmî yaşayışı ve ahlâkı ile örnek bir insan olarak hareket etmeleri… Müslümanların gözünün hep kendi üzerlerinde olduğunu düşünerek istenmeyen davranışlarda bulunmamaları gerekir.

Bu vazifenin bir Peygamber mesleği olduğu devamlı hatırda tutularak, ona göre titiz ve ihtiyatlı davranmalıdır.

***

Bütün bu hususlar göz önüne alınarak İslâm âlimleri imamlığa ehil olacak kimseleri şu şekilde tasnif ederler:

a) İmam olacak kimse önce namazın ahkâmını, sıhhatini, namazı bozan ve bozmayan şeyleri, sünnet ve mekruhlarını iyi bilmelidir.

b) Kur’ân’ı düzgün ve yanlışsız olarak okuyabilmeli. Kur’ân’dan maksat, namazda okuduğu sûre ve âyetleri namaz sahih olacak şekilde düzgün okumasıdır.

c) Bundan başka söz-hâl ve hareketlerinde daima takvayı esas almalı... Haramdan ve şüpheli şeylerden uzak durmalıdır.

d) Ayrıca ahlâkî bakımdan mu’tedil bulunmalı… Ahlâksızlık sayılabilecek çirkin fiillerden uzak durmaya çalışmalıdır.

e) Diğer yandan imamlık yapacak kimse herkes tarafından sevilen, sayılan birisi olmalıdır. Çünkü imamlıkta ilk aranan şart, cemaatin çokluğundan ziyade imamın faziletli bir insan olması, cemaat tarafından benimsenen şahsiyete sahip olmasıdır.

***

Bu arada bazı kimselerin imamlıkları da mekruhtur. Fıkıh kitaplarımızda buna şu sınıflar misal olarak verilir:

Kölenin, â’mânın, haram ve günahları işlemekten çekinmeyen fâsık kimselerin, bid’atçıların, veled-i zinanın imamlık yapmaları mekruhtur.

Bunların ayrı-ayrı sebep ve hikmetleri vardır. Bugün kölelik müessesesi olmamakla birlikte, onunla ilgili hükmü de kaydedelim; köle olan kişi yarım insan sayılmaktadır.

Â’mâ kişiler ise, üstünün-başının temizliğine pek dikkat edemezler. Farkında olmadan üzerlerinde namazın sıhhatine mâni olacak/olabilecek kadar necaset bulunduğu halde namaza durabilirler. [İbrahim b. Muhammed el-Halebî, Mecmau’l-Enhür Şerhu Mülteka'l-Ebhur, 31-32]

Fâsık ve bid’atçı kimselerin imamlığına gelince…

İçki-kumar-faiz, yalan ve gıybet gibi fiilleri işleyen kimselere fâsık denir. Bu arada toto-loto, piyango da birer kumar olduklarından, bunların haram olduğunu bile-bile işleyen kimseler de fâsık olur. (Sigarayı da bunlar arasında sayabiliriz.) Esas itibariyle cemaatin önüne geçecek kişinin de, İslâm’ın ve Müslümanların hoş karşılamadığı böyle fiilleri işlememesi icap eder. Bunun için de imkân nisbetinde böyle kimseler çeşitli vesilelerle ikaz edilmeli, bu kötü fiillerden uzaklaşmaları sağlanmalıdır.

***

Fakat, bütün bunlarla birlikte gerek hadis kitaplarımızda ve şerhlerinde kaydedildiğine, gerekse fıkıh ve akaid-kelâm kitaplarımızda yer aldığına göre, yukarıda da belirttiğimiz üzere, kerâhetle birlikte fıska giren ve bid’at işleyen kimselerin arkasında namaz kılınır. Bu namaz sahih olur. Ancak, işlemiş olduğu haram fiili küçümser, haramlığını umursamaz, hattâ haram olmadığına beyanda bulunursa, kısacası fıskı-bid’ati amelinde değil de itikadında ise, işte böyle kimselerin arkasında namaz kılınmaz.

Nitekim Silsiletü’l-Müceddidîn Hazeratının son halkası, son devir dersiâmlarından Süleyman Hilmi Tunahan (k.s.) hazretleri, bir sohbetlerinde şu açıklamalarda bulunuyorlar:

“Rasûlullah (s.a.v.) buyurmuşlardır ki: 'Sallû halfe külli birrin ve fâcirin: Her iyi ve kötünün arkasında namaz kılınız'. [Molla Husrev, Dürer, 1, 86] Fâsık ve fâcirin fıskı, itikatta değil de amelde ise, imameti caizdir. Zira mihrabın kerametiyle, günahları üzerinden alınır. Tekrar günah işlemedikçe iâde edilmez. Eğer tekrar işlerse, merkebin semeri gibi diğer günahları ile birlikte bindirilir. Fıskı, itikatta ise imameti caiz olmaz. Bozuk makineden düzgün kumaş çıkmaz.” [Erol, Ali, Hatıratım, s. 90; Sunguroğlu, Ziya, Notlarım, s. 86]

***

Bu arada bazı kaynaklarda ‘bid’at sahibinin ve fasıkın arkasında namaz kılan kimse cemaat sevabını alsa da, bu sevap takva ehli bir imamın arkasında kılınan namazın sevabına yetişmez, onun kadar olamaz’ açıklamaları mevcuttur. [Hey’et, el-Fetâvâ'l-Hindiyye, 1, 84]

***

Sigaranın haram olduğuna dair hükümler bulunmakla birlikte, farklı görüşlerin de olduğu ve günümüzde ‘belvâ-yi âmme’ cinsinden bulunduğu içindir ki, sigara içen kimselerin arkasında da namaz, gene kerahetle caizdir. Ancak, yukarıda da belirttiğimiz gibi, imam olan şahıslar örnek kabul edilen insanlar olduklarından bu ve benzeri alışkanlıkları da mutlaka terk etmelidirler.

***

Bu vesileyle şu önemli hususu da belirtmeden geçmeyelim:

Bir imamda hatta önde gelen diğer yönetici durumundaki kişilerde, kötü bir alışkanlık, fıska giren bir hareket görüldüğü zaman, münasip bir dille onu kendisine hatırlatmalı… Herkese duyurup ilân ederek aleyhinde bir hava oluşturmaya çalışmalıdır. Hedef onun kusurunu yaymak değil, onun o kusurdan kurtulması olmalıdır. Çünkü bu tip yanlış hareketler, bu vazifeyi yapan bütün şahıslara da dolaylı olarak tesir edebilir. Bu nazik ve hassas noktaya da özellikle dikkat edilmelidir.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın sorumluluğu kendisine ait. Bu hususta ne düşünürler, ne yaparlar ya da yapmayı tasavvur edeler bilemiyoruz. Ama hassasiyet gösterirlerse elbette ki Müslümanlar olarak memnuniyet duyarız.

Go to top