Selamunaleyküm muhterem hocam.. Kabirnur namazı diye bir namaz var mıdır? Vitr namazından sonra kılındığını duydum varsa bu namaz hakkında malumat verebilir misiniz? Allah razı olsun hocam. Allah'a emanet olun. Murat Aslan

 

 

*******

Ve aleyküm selam kardeşim;

Evet, halk arasında “Kabir namazı” veya “Kabirnur namazı” diye anılan böyle bir namaz vardır, bid’at filan değildir. Ancak hadislerde bu isimle değil de gece namazı olarak zikredilmiştir. Bunun da neticeye, yani bu namazın mubah veya müstehap olduğuna dair olan hükmüne bir tesiri olmaz. Kılabilen kılar, inşallah ecrine-sevabına da nail olur.  

Bu hususta gelen hadis-i şeriflerden bazıları şöyledir:

(1) Ümmü Seleme (r.anha) anlatıyor: “(Nebî s.a.v.) Vitir’den sonra iki rek’at namaz kılardı”. [Tirmizî, Sünen, Hadis no: 471]

(2) Hz. Âişe’den  (r.anha) rivayet olundu: “Vitir kılar, sonra da oturarak iki rek’at namaz kılardı…” [Müslim, Sahîh, Hadis no: 738]

(3) Ümmü Seleme’den (r.anha) rivayet edildi: “Vitir’den sonra oturarak iki hafif rek’at namaz kılardı”. [İbn Mâce, Sünen, Hadis no: 1195]

(4) Hz. Âİşe (ranha) anlatıyor: “Nebî (s.a.v.) vitir’den sonra iki rek’at namaz kılar, bu iki rek’atte oturarak okurdu”. [İbn Mâce, Sünen, (Benzer lafızla) Hadis no: 1196; Tahâvî Şerhu Meâni’l-Âsâr, 1, 341]

(5) Ebû Umâme’den (r.a.) rivayet olundu: “(Nebî s.a.v.) Şu iki rek’atı vitirden sonra oturarak ve onlarda Zilzâl ve Kâfirûn sûrelerini okuyarak kılardı”. [İmam Ahmed, Müsned, 5, 260; Tahâvî, Şerhu Meâni’l-Âsâr, 1, 341]

(6) Sevbân (r.a.) anlatıyor: (Nebî s.a.v. buyurdu ki); “Bu sefer (yolculuk), muhakkak ki zorluk ve ağırlık(ların bulunduğu bir sefer)dır. O yüzden, sizden biriniz vitir kıldığında, ardından hemen iki rek’at (daha namaz) kılsın. Eğer gece uyanır (ve onu kılar)sa ne a’lâ. Aksi halde, şu iki rek’at onun için (gece namazı yerine)dir”. [Dârimî, Sünen, Hadis no: 1594; İbn Huzeyme, Hadis no: 1106; İbn Hibbân, Hadis no: 2577; Tahâvî, Şerhu Meânî’l-Âsâr, Hadis no: 341; Dârekutnî, Sünen, 2, 39, Hadis no: 1, 3]

Bu rivâyetlerle “Vitr’i gecede son namazınız yapın” rivâyetinin te’lîfi / uyumu çeşitli şekillerle olur.

1- Hâfız İbn Hacer’in (rh.) Fethu’l-Bârî’deki te’lîfi şöyledir: İlim sâhiplerinden bazısı, vitir’den sonra nâfile kılmanın câiz olduğuna kanaat getirdiler ve “gecedeki son namazı vitir yapın” emrini de vitri gecenin sonunda kılanlara hâs kıldılar.

2) Bu zayıf kul (Tahânevî şöyle) der: Hadîsin manâsı, “gecedeki namâzınız tek olması için gecede bir tane vitir kılın, iki defa değil; çünki, iki tane vitir kılan, son namazını tek değil çift yapmış olur” demektir.

3) Nevevî (rh.), Müslim Şerhi’nde, “Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in bu iki rek’atı kılması, vitirden sonra nâfile kılmanın ve bunu oturarak kılmanın câiz olduğunu açıklamak içindir. Ki, bunları da devamlı kılmayıp bir veya birkaç kez kıldı. Bu emrin bulunduğu onca meşhûr rivâyetler varken, nasıl devamlı kılar. Doğrusu budur. Kaadî İyâd’ın (rh.) meşhûr rivâyetleri tercîh edip bu iki rek’atı reddetmesi de doğru değildir”.

Lâkin böyle bir te’vîl; bu hususta şayet sadece Hz. Âişe’den (r.anha) gelen fiilî rivâyet bulunsaydı doğru olurdu. Bu, Sevbân’ın (r.a.) sözlü rivâyeti olan “iki rek’at kılsın” rivâyetine uymaz. Bu yüzden şu iki rek’atı câizliğe yormak uzak (bir ihtimâl)dır. Hatta doğru değildir. Çünki onda müstehaplık ve mendupluğu ifâde eden emir vardır. Herhalde doğru, zikrettiğimiz ilk iki cevaptadır.

Birinci cevaba da şöyle bir itiraz yapılabilir: Sevbân hadîsi gecenin sonunda kalkmak ümîdi olmayan gâzîlere hâstır. Bu yüzden onların gecenin başında vitir kılıp sonra kalkıp nâfile kılmaları icap eder.

Ben (Ubeydullah / Allah’ın küçücük kulu) dahî şöyle derim: Birinci cevaba yapılacak “belli kimselere has olabilir” şeklindeki bir i’tirâz yerinde bir i’tirâz değildir. Çünki, böyle bir iddiâ delîle muhtâçtır. Delîl de bilinmemektedir. Öyleyse dâvâ / iddia yersizdir.

4) Bizce hadîse verilecek en isâbetli mânâ, “Vitr’i, gecedeki vâcip (itikadî ve amelî farz akşam-yatsı ve vitir) namazlarınızın sonuncusu yapınız” demektir. Yani “bütün namazlarınızın sonuncusu”ndaki umum, nâfilelerle tahsîs edilmiştir.

İmâm Tirmizî (rh.) Sünen’inde, “Bir gecede iki vitir yoktur” bâbının sonunda, şöyle demektedir:

Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in Ashâb’ından ve başkalarından bir takım ilim ehli şöyle demişlerdir: Gecenin başında kılar ve sonra uyur, sonra da gecenin sonunda uyanırsa, o dilediği kadar kılar. Vitrini bozmuş olmaz, (kıldığı) vitrini olduğu gibi bırakır.

Bu, Süfyân-i Sevrî, Mâlik, İbnü Mübârek, Şâfiî, Kûfe Ehli ve İmam Ahmed’in kavlidir. Bu görüş (diğer görüşlerden) daha kuvvetlidir. Çünki, Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’den “Vitir’den sonra kıldığı” namaz, bir çok yolla rivâyet edilmiştir… [Tirmizî, Sünen, 2, 334-335]

Şu halde, “gecedeki namazların sonuncusunu vitir yapınız” hadîsinin zâhiri, Dört Mezheb’in ve dışındakilerin ictihâdıyla, terkedilmiştir. “Delîlin i’mâli ihmâlinden evlâ” olduğuna göre, onu tamâmen terk etmeyip bizim dediğimize yorarız.

Bunun delîli de Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in yukarıda serdettiğimiz rivâyetlerdeki fiil ve emridir. Nitekim, yatsının farzından önce kılınacak vitir geçersizdir. O bakımdan ayağı en iyi yere basan ve zorakiliklerden en uzak olan te’lîf budur.

Nebîmiz Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem’in kendi isteyerek yaptığı ve uyulmaya elverişli olan işleri dört çeşittir: Mubah, müstehap, vacip ve farz.

***

Mes’elenin Usûl-i Fıkıh cihetiyle tahlil ve izahı

Aliyyü’l-Kaarî (rh.) şöyle diyor:

Usûl âlimlerimizin açıkça ifâde ettiğine göre, biz Hanefîler topluluğunca sahîh olan, Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem’in (Farz, Vâcip, Sünnet ve Mubah’tan) belli bir şekilde yapılmış olan fiillerine, -onları o şekilde yerine getirmek hususunda, kendine hâs olduklarına dâir delîl bulunmadığı müddetçe- uyarız. Zikri geçen dört sınıftan hangisi üzere olduğunu bilmediğimiz işlerini, onların en aşağı mertebesi olan mubahlık üzere yaptığını söyleriz. Bu makamda kısaca şöyle deriz:

Nebîmiz Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem’in işi, ikindi namazının iki rek’atında selâm vermek gibi sehven olduğu; yemek, içmek, ayağa kalkmak ve bunlardan başka tabiat icabı yahut teheccüd, kuşluk, evvâbîn, nikâhta dörtten fazla kadın almak ve başkaları gibi kendine hâs olduğu bilinirse; bize, O’na ittibâ lâzım gelmez. [Hatta nikâh gibi bazılarında câiz bile olmaz.] Bunların dışındaki işler olursa, denilmiştir ki; Nebîmiz Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem’e bunları, mubahlık, mendûbluk ve vâciplik sınıflarından hangisi üzere işlediği ortaya çıkana kadar beklemek gerekir. Çünkü uymak, fiilin sıfatının bilinmesinden önce gerçekleşmez. Denilmiştir ki; yasaklık delîli bulunmadıkça ona uymak vâciptir. Çünki Allah Teâlâ, Allah’a ve Rasûlü’ne itaat ediniz, [Âl-i İmrân suresi, 32, 132] buyurdu. İtimâd edilen görüş, vâcipliği, veya mendûpluğu gösteren delîl bulunmadıkça, O’nun hakkında kesinleşmesi sebebiyle mübahlığa itikad etmektir. Allah celle celâlühû en iyisini bilir. [Aliyyü’l-Kaarî, el-Makâetü’l-Azbe Fi’l-İmâmeti ve’l-Azebe (el yazması risâle), V, 1]

Meselenin furû’-i fıkıh ciheti

Bu hadîslerin bir kısmı İbrâhîm Halebî (rh.) tarafından Ğunyetü’l-Mütemellî isimli eserinde[12] İmam Tahâvî (rh.) tarafından Şerhu Meâni’l-Âsâr’da[13] zikredilmiş, bunun mubah olduğu anlatılmıştır. Allâme Bedreddin el-Aynî (rh.), Şerhu Meâni’l-Âsâr üzerine yazmış olduğu Nühabü’l-Efkâr isimli eserinde, “hadîs, vitr’den sonra namaz kılmanın câizliğini gösteriyor” demiştir.

Aynî (rh.), Nühabü’l-Efkâr’ının başka bir yerinde de Nevevî’nin (rh.) Müslim Şerhi’ndeki sözlerindeki gibi, “bu hadîsten şu hükümler çıkarılır” diyor:

Birincisi, bunda vitir’den sonra nâfile kılmanın mubahlığına delâlet vardır. Bunu yasaklayanların aleyhinde bir hüccettir.

İkincisi, Evzâî (rh.) bunu hüccet olarak ileri sürdü ve vitir’den sonra oturarak iki rek’at kılmayı mubah gördü. İmam Ahmed (rh.), “onu ne kılarım, ne de yasaklarım” dedi. İmam Mâlik (rh.) de onu kabul etmedi etti.

Üçüncüsü; onda, anlattığımız gibi vitir’den sonra nâfilenin câizliği vardır. [el-Aynî, a.g.e., 3, 528]

Biz de deriz ki: Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem’in işleri, başka deliller bulunmadığında, en azından mubahlığa hamledilir / yorulur. [Aliyyü’l-Kaarî, İmâme Risâlesi (el yazması), V, 1] Ancak “iki rek’at kılınız” emr-i Nebevî’sinin, hükmü müstehaplıktan aşağı düşürmez.

Bu namazın hadislerde bir ismi var mıdır?

Dinî kaynaklarımızda bu namazın belli bir isminin bulunduğuna dair bir kayda rastlamadık, hocalarımızdan da  duymadık. Buna avâmdan kimilerinin “Kabir namazı” veya “Kabirnur namazı” demeleri, bir isimlendirmedir. Ki, bunun isbâtı veya inkârı / reddi bizce mümkin olmadığı gibi, lüzûmlu da değildir. Ona, dileyen, “Mahşer’de işime yarar” düşüncesiyle “Mahşer namazı” da diyebilir. Dileyen bir başka da isim verebilir. Dileyen, isim vermeden de onu kılabilir. Dileyen de, şayet cesareti varsa, “yeterince amelim var, bana başka ecir lâzım değil”, deyip onu kılmayabilir. Yalnız,kabirde ayakta namaz kılınamaz ancak oturularak kılınabilir; onun için bu namaz da ona benzemektedirdeniliyorsa, buna da bir şey denmez. Sübûtu kabul edildikten sonra, böyle bir isimlendirme kabul ve red bakımından pek de mühim değildir.

S o n u ç

Bütün bunlardan sonra görülen odur ki, ilim zevkini tatmış insanların bu namazı kılanlara bid’at işliyorsunuz demeye hakları olmadığı açıkça görülür.

Basit gibi gözüken bu mes’eleye hayli geniş sayılabilecek derecede yer ayırmamızın asıl maksadı, çokça ve sıkça sorulan bu namazı hem anlatıp tanıtmak, hem de o namazı kılıp unutulmuş bir sünneti ihyâ eden güzîde insanların amellerinin bu hususta da Sünnet’e ve fıkıh’a ne denli uyduğunu ve güya sözüm ona ilim namına onlara çamur atmaya çalışanların ise, câhillik ve basitliklerinin nerelere vardığını ortaya koymaktır.

Hadîs tedvîni zamanında bahis mevzuu hadîslerin kendisine ulaşmama ihtimâli olan İmâm Mâlik’e ve O’nu mezhebinde olan ve içtihadiyle bir tercîhe giden Kaadî İyâd’a (rahımehumullah) hâşâ bir şey denilemez, denilmesi de düşünülemez. Diyen de edepsizlik etmiş olur. Ancak her şey ortadayken yine de gelişi güzel konuşanlar bu ve benzeri namazları kılmamakla belki günah sahibi olmazlar… Ama bu inat, inkâr ve itirazlarıyla günahkâr olacaklarında herhalde kuşku olmasa gerektir.

Hâsılı, bu namazı kılanlara, bid`at işliyorsunuz denilemez. Olsa olsa, İmam Ahmed b. Hanbel’in (rh.) dediği, gibi "Kılmıyorum ama kılana da bir şey diyemem." denilebilir. Hatta Rasûlüllah Efendimizin (s.a.v.) böyle bir namazı kıldığı sahih rivayetlerle sabit olmuş olunca, kılanlar kılmayanlardan daha iyi yapıyorlar da diyebiliriz.

Bu namazın ilmihallerde, hatta fıkıh kitaplarında bu isimle geçmemesi; onların bunu bilmediklerinden değil, sadece en önemli olarak kabul ettikleri, Rasûlüllah (sav)`ın hemen hemen devamlı kıldığı ve tavsiye ettiği sünnet ve müstehap namazları kitaplarına almış olmalarındandır. Yoksa Rasûlüllahın (s.a.v.) kıldığı daha başka namazlar da vardır elbette...

Hâl böyle olunca şöyle diyebiliriz: Farz namazlar İslâm`ın asgari şartıdır ve kulluğun ilk basamağı / barajıdır. Farzların sünnetleri (revâtip sünnetler), farzların koruyucusu ve mükemmelleştiricisidir. Evvâbîn, Teheccüd, Duhâ (kuşluk), İşrak, Tahiyyetü'l-Mescid gibi müstehap namazlar, kulu Allah`a yaklaştırmada müessir nafile namazlardır. Sözü edilen namaz ve benzerleri de farz, sünnet ve nafilelere tam alışmış, takva ehli insanların fırsat bulabilenlerinin yapabilecekleri ilave güzel bir ameldir...

Ancak, hiç namaz kılmayanlara, ara sıra kılanlara, çokça namaz borcu olanlara böyle namazları tavsiye etme yerine, öncelikle kulluğun asgari şartını yerine getirmelerini, borçlarını ödemelerini telkin etmek, elbette ki daha isabetli olacaktır.

 

Go to top