Soru sormadan önce mutlaka sağ üstteki "Arama" butonuyla sorunuzu sitede aratınız.

 

Muhterem hocam, Almanya'da sünnet yasağı konulduktan sonra bir çok Alman bize bu konuda sorular soruyorlar. Özellikle kitap ve sünnet'te neler yazdığını bilmek isterler? bu konuda yardımcı olursanız memnun olurum. Vesselam.. Mehmet

*******

Sünnet olma ve ilk sünnet

Kur'ân-ı Kerim’de sünnet yani hıtan ile ilgili bir âyet bulunmamakla birlikte, -ki sarahaten bulunması da gerekmez- sünnet olma İslâm toplumunda Müslümanlığın nişânesi/simgesi olarak kabul edilmiştir.

Geçmişi, atamız Hz. İbrahim'e kadar varan sünnet, câhiliye devri Arapları arasında da devam edegelen bir âdetti. Araplarda hem erkekler hem de kadınlar sünnet edilirdi. Erkeğin sünneti için “hıtan”, kadınların sünneti için “hafd” kavramını kullanmaktaydılar. Ancak “el-hıtanan” ifadesi sünnet edilen yer manasına, hem kadın hem erkek için müşterek kullanılır. [Buhârî, Sahih, Gusl, 28; Müslim, Sahih, Hayz, 8; Ebu Davud, Sünen, Tahare, 81, 83]

Rivâyete göre sünnet, Hz. İbrahim'in seksen yaşlarında bizzat kendisine tatbikiyle başlamıştır.

Bir başka rivayete göre İbrahim aleyhisselâmın Kur'ân'da bahsedilen bazı kelimelerle imtihanı / sınanması [Bakara suresi, 124], temizliğe dair sorularla olmuştur. Bunların bedene dair olanları sünnet olmak, koltuk altı ve kasık kıllarının kesilmesi, su ile istinca ve tırnakların kesilmesi gibi hususlardı.Sünnet olmak insanın fıtratından kaynaklanmaktadır. Doğuştan insan ruhuna ve fıtratına-yaratılışına yakışan hususlardan bir kısmı şunlardır:

“- Ağzı su ile yıkayıp çalkalamak,

- Burna su çekmek ve temizlemek.

- Bıyıkları kesmek (kısaltmak),

- Tırnakları kesmek,

- Koltuk altının kıllarını gidermek,

- Etekteki kılları gidermek ve…

- Sünnet olmak.” [Buhâri, Sahih, Libas, 51, 63, 64; Müslim, Sahih, Tahare, 49; Ebu Davud, Sünen, Tereccül, 16; Tirmizi, Sünen, Edeb, 14]

Hz. İbrahim'in seksen yaşlarında ‘Kaddüm köyü’nde sünnet olduğu rivayet edilir. [Buhâri, Sahih, Enbiyâ, 8; Müslim, Sahih, Fedâil, 151; Müsned-i Şâmiyyin, I, 88] Ebu Hureyre'den (r.a.) gelen bir rivayette, “Kaddüm” yerine “kadum” ifadesi kullanılmıştır ki, o zaman ifade, “bir marangoz aleti olan keserle sünnet oldu” anlamına gelmektedir. Ayrıca onun 70 veya 120 yaşlarında olduğu da rivayet edilmiştir.

Evet, Hz. İbrahim sünnet olmuştur. İsrailoğulları arasında câri olan Tevrat'ın hükmü de böyle idi. İsa aleyhisselâma kadar böyle devam etmişken, sonradan Hıristiyanlar bu âdeti bozmuş ve “hıtan”, kalbin guffesini (kalbi bürüyen perdeyi) atmaktır, şeklinde yanlış bir yorumla sünneti bırakmışlardır. [Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecridi-Sarih Tercemesi, Ankara, 1975, IX, 112]Başka bir rivayette de şöyle denilmektedir: “Hiç kuşkusuz ilk misafir edinen, ilk defa don giyen ve ilk kez sünnet olan Hz. İbrahim'dir.[Muvatta, Sıfatu'n-Nebî', 4] Sünnet olmak ondan sonra bütün peygamberlerde ve onlara uyanlarda devam etmiş, Rasûl-i Ekrem Efendimiz (s.a.v.) peygamber olarak gönderilinceye kadar sürüp gitmiştir.Peygamberimiz (s.a.v.) bir başka hadislerinde şöyle buyuruyorlar: “Dört şey var ki, bunlar peygamberlerin sünnetlerindendir. Sünnet olmak, güzel koku sürünmek, misvak kullanmak ve evlenmek.[Bkz. Tirmizî, Nikâh, l, Hadis no: 1080; Ahmed, el-Mûsned, 5, 421; Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr, 4, 229]

***

Sünnetli olarak dünyaya gelen peygamberler

Rivayete göre, Peygamberlerin (aleyhimüsselâm) bazıları sünnetli olarak dünyaya gelmişlerdir. Bunların sayısı 10-17 kadardır. İmam Suyûtî (rh.) bunlardan bir kısmını bir şiirle ifade etmiştir. Bunlar;

Hz. Adem, Hz. Şit, Hz. Nuh, (Nuh’un oğlu) Sam, Hz. İdris, Hz. Musa, Hz. Salih, Hz. Lut, Hz. Yusuf, Hz. Şuayb, Hz. Yunus, Hz. Süleyman, Hz. Yahya ve Hz. İsa aleyhimüsselâmdır.

Şiirin sonu “Hâtem”le biter ki, maksat Hâtemü’l-enbiya ve mürselîn Rasûlullah Efendimizdir (s.a.v.). [Sevgili Peygamberimizin sünnetli doğduğuna dair bkz. İbn Haldun, Mukaddime, İstanbul, 1970, II, s. 400; Cevdet Paşa, Kısas-ı Enbiya, İstanbul 1972, I, 59] Bazı rivayetlere göre ise doğumunun yedinci gününde dedesi bir ziyafet vererek onu sünnet ettirmiştir.İslâm öncesi Araplarda sünnet, bir temizlik ve güzelleşme ameliyesi/operasyonu olarak kabul edilir. Bundan dolayı sünnet karşılığında “taharet” kelimesi de kullanılmaktadır. [Karslızâde Cemaleddin, Me'debetü’l-Hıtân, İstanbul, Hicrî 1252, s. 7]

Atası Hz. İbrahim'in bu güzel an’ânesini/geleneğini Rasûlullah Efendimiz (s.a.v.) de devam ettirmiştir. “O, sünnet hükümdarı” olarak anılmıştır. Buhârî'nin vahyin başlangıcına dair kitabında, Şam piskoposu İbnu'n-Natur'un bir ifadesine yer verilir. Buna göre yıldızlara bakarak kehanette bulunmada mâhir olan Herakelias bir gece “hıtan melikinin zuhur ettiğini görür. Tam bu sıralarda Peygamber Efendimizin (s.a.v.) elçisi kendisine gelmişti. Elçinin kendisi de sünnetli idi”. Hadise, sünnetin İslâm'ın ilk müesseselerinden biri olduğunu göstermektedir.Rasûl-i Ekrem Efendimiz, ileri yaşlarda Müslüman olanlara, 80 yaşlarında da olsalar “Üzerinizdeki (İslâm'ın hoşlanmadığı) fazla kılları temizleyiniz, traş ediniz ve sünnet olunuz” buyururdu. [Kenzü’l-Ummâl, I, 263]Usaym b. Kelib'in (r.a.) babasından, onun da dedesinden naklettiği rivâyete göre, dedesi demiştir ki: “Peygamberimiz’e (s.a.v) geldim ve İslâmiyeti kabul ettim. Bunun üzerine Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdular: Kendinden küfrün kıllarını at ve sünnet ol.[Ahmed İbn Hanbel, Müsned, III, 415; Ebu Davud, Sünen, Tahare, 129]

Sünnet âdeti; “Bir canlıya acı çektirmek, ancak o canlıya yarar sağlar ve yarar canlıya çektirilen acıdan fazla olursa caizdir” şer'i kaidesine dayanmaktadır.

***

Sünnet olma yaşı

Sünnetin hangi yaşlarda yapılacağına dair ortak bir görüş yoktur. Bölgelere göre 7 günlükten 13 yaşına kadar değişmektedir. Çocukların buluğa ermeden sünnet ettirilmeleri babalarının bir vazifesidir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'i (r.anhuma) doğumlarının yedinci gününde sünnet ettirmişti.Çocuk buluğa erdiğinde, şeriat hükümleriyle yükümlüdür, ilahî emir ve yasaklara göre amel etmekle emrolunur. O halde bu çağa henüz girmeden sünnet olmalı, sünnetli bir şekilde mükellef duruma gelmelidir. Böylece ibadeti, İslâm’ın çizdiği çerçeve dahilinde sıhhat kazanır. Şeriatın belirttiği ölçüde dosdoğru olarak gerçekleşir.Fakat velinin vazifesi; çocuğun sünnetini, onun doğumunun ilk günlerinde yerine getirmesi, düşünmesi ve böyle yapmanın daha uygun olduğunu bilmesidir. Böylece çocuk kendini tanımaya başlayıp temyiz çağına geldiğinde, kendisini sünnet olmuş bulur. İleride bundan ötürü kendi kendisini hesaba çekmez. İçinde herhangi bir üzüntü ve ürküntü bulunmaz. Gerçekten çocuk akletmeye başlayıp eşyayı asıl manasıyla anlamayı idrak edince, kendisini sünnet engelini aşmış olarak görmesi, güzel ve rahat bir hava oluşturur.Sünnet, erkeklik organının uç kısmını örten derinin en azından yarısının kesilmesidir. Yarıdan az kesilmesi halinde tekrarlanması gerekir. Ancak Ebu's-Suud Efendi (rh.) buna gerek olmadığı şeklinde fetva vermiştir. [M. Ertuğrul Düzdağ, Şeyhu’l-İslâm Ebu's-Suud Efendi Fetvaları, İstanbul 1972 s. 35]

***

Kızlar da erkekler gibi sünnet edilir mi?

Bazı toplumlarda, kızlar da erkekler gibi sünnet edilirler. Daha çok gizli olarak icra edilen bu sünnet; Mısır, Arabistan ve Cava'da yaşayan Müslümanların bir kısmında halen mevcuttur. Bu toplumlarda İslâmiyet öncesi de sünnetin varlığı bilinmektedir. İslâmiyetin zuhuruyla İslâmi bir mânâ kazanmıştır. Bütün İslâm dünyası dikkate alınırsa, kızların sünnet edilmesi, azınlıkta kalan bir âdet olarak görülür. [A.J. Wensinck, Hiton, IA, VlI, s. 543]Klitoris üzerindeki küçük bir parçanın kesilmesi olan kadınların sünneti, rivayete göre Hz. İbrahim zamanından kalmıştır ve ilk sünnet olan hanım Hz. Hacer'dir. [Taberi, Milletler ve Hükümdarlar Tarihi, çev. Z. K. Uğan, Ankara 1954, I, 371]

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “Sünnet (hıtan), erkeklere sünnet, kadınlar için fazilettir” buyurur. [Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 75; Ebu Davud, Sünen, Edeb, 167; el-Fethu'r-Rabbânî, XVII, 1312]

Bu sünnet, Ebu Hanife ve İmam Malik'e (rahımehumallah) göre mutlak sünnet; Ahmed b. Hanbel'e (rh) göre erkeğe vacib, hanımlar için sünnettir. Şafiî (rh.) ise erkek ve kadın arasında vucûb bakımdan bir fark görmemiştir. [el-Fethu'r-Rabbanî, XVII, 1312]

Çoğunluğu hanefi olan Türklerde kadınlar sünnet edilmezler. Ebu's-Suud Efendi kendisine yöneltilen;

- “Diyâr-ı Arap'ta avratları sünnet ederler. Bu fiil sünnet midir?” sorusuna;

- “el-Cevap: Müstehaptır” şeklinde cevap vermiştir. [M.E. Düzdağ, a.g.e., s. 35]

***

Sünnetin hükmü

Hattabî (rh.) de; “Sünnet olmak fiili her ne kadar öteki sünnetler arasında sayılıyorsa da, ilim adamlarından bir çoğuna göre vacibtir. Çünkü sünnet olmak hem dinin ve hem dindarlığın şiarıdır. Müslüman kimsenin kâfirden ayırdedilmesi buna bağlıdır. Savaş alanında öldürülenler arasında sünnetli bir kimseye rastlanılırsa, diğeri de sünnetsiz bulunursa, böyle bir durumda sünnetli kimse üzerine namaz kılınır, defni sağlanır. İslâm kabristanına gömülür” demektedir.Hasan-ı Basrî (rh.) “Rasûlüllah, (s.a.v.) Efendimize uyarak bir çok kimseler İslâm'a girdi. Siyahı-beyazı, Romalısı-İranlısı-Habeşlisi... Ama bunlardan hiç birinin sünnet olup olmadıkları araştırılmadı. Şayet sünnet olmak vacib olsaydı, sözü edilenler sünnet olmadan İslâm dinine kabul edilmezlerdi” demektedir. Ancak bu delil sünnet olmanın ihtiyari olduğunu ispatlayacak mahiyette değildir.Zira Araplar zaten kesinlikle sünnet olmakta idiler. Diğer taraftan Yahudilere gelince, bunlar da kesin olarak sünnet olurlardı. Hırıstiyanlara gelince; onlardan bir grup sünnet olurken, diğer bazıları da olmazdı. İslâm dinini kabul eden herkes, ister puta tapan Arap olsun, ister Yahudi, ister Hırıstiyan olsun, İslâmî esaslardan/prensiplerden birinin sünnet olmak olduğunu bilirdi. Bunu bildiği için de İslâm dinini kabul ettikten hemen sonra boy abdesti aldıkları gibi sünnet olurlardı.Yukarıda Useym b. Kelîb'in (r.a.) dedesinin Peygamberimiz'e (s.a.v.) gelerek, “Kesin olarak İslâmı seçtim, Müslüman oldum” deyince, Rasûlüllah (s.a.v.) kendisine; “O halde küfrün kıllarını kendinden temizleyip at ve sünnet ol” buyurması ve Zührî (rh.) yoluyla rivayet olunan; “Kim İslâm'a girerse, yaşlı da olsa sünnet olsun” manasındaki hadis, bu hükmü pekiştirmektedir.

***

Sonuç

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), ümmetini devamlı hayırlı ve mutlu sonuç getiren amellere/işlere yöneltir ve onları başkasından seçip ayıracak hususları öğretirdi. İşlenip işlenmediğinin derinliğine inmek, araştırıp kontrol etmekle yükümlü değildi. Onun bu mevzuda takip ettiği yol, İslâm’a girenleri dış halleri ile kabul etmek ve değerlendirmekten ibaretti. Gizli hallerini ise Allah'a (c.c.) bırakırdı.İslâm fıkıh-hukuk âlimleri, sünnet fiilinin gerekli bir ibadet olmasındaki sebep ve illetleri şöyle göstermişlerdir:

Sünnetsiz kimse abdestini ve namazını bozmaya kendisini arzetmiş olur. Çünkü kesilmedik kalan deri, tenasül uzvunun baş kısmını tamamiyle kapatmaktadır. İdrar altına girince onu temizlemek hayli güçtür. Böyle bir durumda sağlıklı bir temizlik ancak sünnet olmaya bağlıdır. Bundan ötürü gerek selef (öncekiler) olsun gerekse halef (sonrakiler) olsun birçokları sünnetsiz kimsenin imamlığını uygun görmemişler ve yasaklamışlardır. Fakat tek başına kıldığı namazlarda ise, devamlı idrarı damlayan kimse gibi özür sahibi sayılır.Sünnet ameliyesi/operasyonu hususunda, cehalet (tecrübesizlik) sonucu sebep olunan özür (ârıza-sakatlık) ve ölüm vak’alarında diyet uygulanmıştır. [İbn Ebi Şeybe, el-Musannef, Diyet, 130; V/420; Abdurrezzak, el-Musannef, IX, 470]

Sünnet ameliyesinin, tıb ilminin gelişimiyle hikmeti, değeri daha iyi anlaşılmıştır. Yapılan araştırmalara göre, erkeklerin sünnet olmadığı toplumlarda rahim hastalıkları oranı, sünnet olan toplumlara nazaran daha fazladır.

Sünnetin dini açıdan büyük hikmeti-maslahatı olduğu gibi, sağlıkla ilgili bir çok yararları da vardır. Bilim adamları ve özellikle tıp otoriteleri bunun olumlu sonuçlarını belirtmişlerdir. Bu hususların en önemlilerinden bir kısmı şunlardır:

- Sünnet fıtratın yani yaratılışın esasıdır. İnsanın doğuştan buna ihtiyacı vardır. İslâmın bir umdesi/prensibi ve Müslümanın da şiârıdır, simgesidir.

- Sünnet, Rabbimizin (c.c.) Hz. İbrahim'in diliyle meşru kıldığı İslâmi bir uygulamadır, âdeta Müslümanın tamamlayıcısıdır. İslâm öyle bir dindir ki; kalpleri tevhid, dilleri/gönülleri tesbih-tahmid-tekbir-tehlil-tezkir boyasıyla boyamış, iman nuruyla tenvir etmiş… Bedenleri fıtratın özellikleri olan sünnet olmak, bıyıkları kısaltmak, tırnakları kesmek, koltuk altındaki kılları temizlemek, etekteki kılları gidermek gibi özelliklerle bezemiştir.

Go to top