Sitemizdeki var olan binlerce üyelik, altyapı yenilemesi sebebiyle kaldırılmıştır. Yeniden hızlıca üye olup>> soru gönderebilirsiniz.

Halis ECE


Zekât, bir nevi din kardeşine yardımdır, destektir. Sıkıntısına bir ölçüde çare olmaktır. Böyle olunca insan elbette en yakınının derdine çare olmak ister, sıkıntısını önlemeye çalışır. Bu itibarla kişi, zekâtını da önce yakınlarına vermesi gerekir. Ancak bu hususta kesin hükümler vardır. Çok yakını olanlara zekât veremez. Çünkü bu kadar yakını olan insana zekâtıyla değil kendi nafakasıyla yardım etmesi, kendi ailesinin bir ferdi olarak bakması gerekir. Bunlara ilim lisanında usûl ve fürû‘ denilir.

Zekât verilebilecek yakınlar

• Başka aileye karışmış kız kardeşler,
• Ayrı hayat kurmuş erkek kardeşler, bunların çocukları, yani kişinin yeğenleri.
• Amcalar, dayılar, onların çocukları.
• Halalar, teyzeler, bunların da çocukları...

• ... ve sonra ihtiyaç sahibi konu-komşu ve dostlar, tanıdıklar, muhitin münasipleri.

Zekât verilemeyecek olan yakınlar
 
Bunlar usûl ve fürû‘ olmak üzere iki sınıftır: 
• Usûl; ana-baba, dede-nine ilh.dir... 
• Fürû‘ da, oğul-kız ve bunların çocukları, yâni kişinin torunları ilh.dir... 
Bunlara zekât ve fitre verilmez. Şayet ihtiyaç sahibi iseler, zekâtla değil öz nafakayla desteklenip korunmaları gerekir.

Burada sık sorulan;
 
- “kayınvalide ile kayınpedere zekât verilir mi?” suâlinin cevabını da arzedelim:

- Verilebilir. Bir mâni yoktur. Bunlar zekât verilmeyecek kadar yakından sayılmazlar.

- Ya damat ile geline?..

- Onlara da verilebilir. Şayet ihtiyaç sahibi iseler, bunlar öncelik hakkına da sahiptirler. Oğluna kızına veremese de, damadına, gelinine verebilir. Çünkü gelin, zekât verilmeyeceklerden değildir. Damat da öyle... Ancak bunlar hassas ve ince ruhlu kimseler ise, dikkatli olmak, veriş şeklini çok iyi ayarlamak gerekir. Belki de bu hikmetinden olacak ki; zekâtı verirken, benim zekâtım, fitrem gibi isimlerle ifade etme şartı yoktur. Öyle olunca, alanların zekât ya da fitre olduğunu bilmelerine gerek yoktur. Verenin niyeti ve bir de zekâtı, fitreyi emreden Rabbimiz'in (c.c.) bilmesi kâfidir... Başka bilene ihtiyaç yoktur. Bu bakımdan Bayram harçlığı adıyla da intikal ettirmek mümkündür. Yeter ki rahatsızlık olmasın.

Zekât, büyük bir yardım müessesesidir. Bununla İslâm'a büyük çapta hizmet edilebilir. Yeter ki bu kaynak verilmesi gereken yerlere verilebilsin; çorak arazilere değil de, münbit muhitlere akıtılsın. Bu açıdan bakınca, hemen aklımıza ihtiyaç sahibi talebelerin-öğrencilerin kaldığı, okuyup barındıkları yerler gelmektedir.

***

Demek ki; zekât ve fitremizle, oldukça büyük hizmetlere vesile alabiliriz. Öğrencilerle meşgul olanlar, zekâtın nasıl ve nerelere harcanacağını bilen kimselerdir. Öyle ise “damlaya damlaya göl olmalı” zekâtlarımızın önemli bir kısmı böyle barajlarda toplanmalı, istikbâlde ihtiyaçlarını teminde kullanılmalıdır. Bunun ehemmiyetini hiç unutmamak gerektir.
Go to top