Soru sormadan önce mutlaka sağ üstteki "Arama" butonuyla sorunuzu sitede aratınız.

Cenâb-ı Mevlâ-yi zû'l-Celâl ve'l-Kemâl hazretleri şöyle buyuruyor:

“…Hoşunuza gitmeyen bir şey sizin için hayırlı olabilir. Yine sevdiğiniz bir şey de hakkınızda şer olabilir. Allâh bilir, siz bilemezsiniz.”(Bakara suresi, 216)

***

RasûlullahEfendimiz (s.a.v.) de buyurdular ki:

“Mü’minin durumu gerçekten gıpta edilmeye ve hayranlığa değer. Çünkü her hâli kendisi için bir hayır vesîlesidir. Böylesi bir haslet sâdece mü’minde vardır: Mü’min, sevinecek olsa, şükreder; bu onun için hayır olur. Başına bir belâ gelecek olsa, sabreder; bu da onun için hayır olur.”(Müslim, Sahih, Zühd, 64)

***

Sa’d İbnu Ebî Vakkas(r.a.)anlatıyor:

Rasûlullah(s.a.v.)buyurdular ki: “Ademoğlunun saadet (vesileleri)nden biri de Allah Teala’nın (kendisi için) hükmettiğine rıza göstermesidir. Şekavet (sebepleri)nden biri de Allah Teala’ya istihareyi terketmesidir. Keza şekavet (sebepleri)nden bir diğeri de Allah’ın hükmettigine razı olmamasıdır. [Yani Allah'a istihârede bulunup, sonra da istihârede, hakkında hükmedilene / karşısına çıkan duruma râzı olması, insanoğlunun saadetindendir/mutluluğundandır. Aksi yöndeki davranışı da şakavetindenden / mutsuzluğundandır.] (Tirmizî, Sünen, Kader, 15, Hadis no: 2152)

Bilindiği üzere istihare, hayır talep etmek / istemek demektir. Ancak burada kastedilen; yapılacak bir iş için, hayırlı olup olmadığı hususunda Cenab-ı Mevlâ'dan bir işaret talep etmektir. Tabii bunun da bir âdabı-usûlü vardır... Yapmak isteyenler, o usûle göre yapmaları gerekir.

***

Ebu Hüreyre(r.a.)bildiriyor:

Rasulullah(s.a.v.)şöyle buyurdular: “[Niyeti, ibadet ve tâattaki, hayrı-hasenat ve hizmetlerdeki azimliliği / kararlılığı ve ahiret hususundaki düşüncesi bakımından]kuvvetli mü’min, Allah nazarında [bu hususlarda]zayıf olan mü’minden daha sevgili ve daha hayırlıdır. Aslında her ikisinde de bir hayır vardır. [Zira ikisi de imanda ortaktırlar; her ne kadar ibadet ve ahlâkta biri öbüründen zayıf olsa da... Öbürünün fazlalığı ise, sayılan vasıfları sebebiyledir.]Sana faydalı olan şeye karşı gayret göster, [bedenî-malî bütün ibadet ve tâatlere karşı hırslı ol]. Allah’tan yardım dile, acz ızhar etme, [tembellik-ihmâlkârlık gösterme]. Bir musibet başına gelirse: 'EĞER ŞÖYLE YAPSAYDIM BU BAŞIMA GELMEZDİ' deme. [Bu sözde kaderi tenkit manası vardır. Oysa onu da]'Allah takdir etmiştir. Onun dilediği olur!' de! Zira 'eğer' kelimesi (ile başlayan düşünce ve konuşmalar)şeytan işine (onun yönlendirmelerine) kapı açar. [Yani şeytan, kadere çatmayı, dolayısiyle Allah’a isyan ve itirazı kalbe atar, vesvese verir.] ” (Müslim, Sahih, Kader, 34, h. no: 2664) 

İmam Nevevî(rh.) der ki:Hadis-i şerifte mâzî sîgası ile 'lev: eğer' kelimesinin kullanılışı, sıkça geçmiştir. Ortaya çıkan durum şu ki; bunu kullanmaktan nehiy/yasaklama, boş şeylerle ilgili olarak kullanılmamalıdır. Bu da tahrîmî değil tenzihî bir nehiydir. Ama kişi ibadet hususundaki kusurlarından dolayı üzüntülerini ifade etmek için söylemişse, bunda bir beis yoktur. Hadiste gelen ‘eğer’li benzer ifadelerin çoğu bu manaya hamledilmiştir.”

Ancak şunu da unutmamak gerekir; İslâmî ıstılâhta / terminolojide”beis yoktur”demek, o fiilin (işin / davranışın) terki / yapılmaması evladır, daha iyidir demektir.

***

Bir hadis-i kudside şöyle buyrulmuştur:

“Ben o Allah’ım ki, benden başka ilah yoktur. Kaderime teslim olan, belâma sabreden ve verdiğim nîmetlere şükredenin ismini indimde ‘SIDDÎK’ diye yazarım ve onu sıddîklarla berâber haşrederim. Kaderime teslim olmayan, belâma sabretmeyen ve verdiğim nîmetlere şükretmeyen kimse, benden başka bir Rab arasın!”(Heysemî, Mecmau'z-Zevâid, 6, 207)

***

Bir fakir, maddi sıkıntılarından dolayı hâlinden şikâyet etmeyip, Allâh’ın takdîrine rızâ gösterirse; bu onun için belki ebediyet zenginliğine vesîle olacaktır.

Halbuki o fakir, bu dünyada zengin olsa, ihtimal ki sâhip olduğu imkânlar benliğini tahrîk edip nefsinde bir güç-kuvvet-kudret vehmi doğuracak... Ve yine belki gaflet içinde sefahata (zevke ve eğlenceye, elindekileri alabildiğine israf ederek kullanmaya) ve rehâvete (gevşeklik-atâlet-uyuşukluk-ihmâl ve gayretsizliğe) dalarak ebedî saâdeti hebâ edecektir.

Tabiî ki bunun zıddı da mümkündür. Ama genelde kaçta kaç olur böyleleri... 

Velhâsıl mü’min, içinde bulunduğu her hâli güzel görüp 'İlâhî takdir ve tanzîme râzı olarak', onu ebediyet kazancına bir fırsat bilmeli... Sabır, sükûn, şükür ve teslîmiyet üzere yaşamaya, istikametten ayrılmamay gayret etmelidir.

Go to top