Soru sormadan önce mutlaka sağ üstteki "Arama" butonuyla sorunuzu sitede aratınız.

MUHABBET NEDİR?

Muhabbet, kelime olarak ülfet, ünsiyet, dostluk, faziletten sayılan ve hoşlanılan şeylere karşı ruhun meyli… Gönlün iyi ve güzel gördüğü şeyi sevmesi, istemesi, manevi haz aldığı, kendisinde hayır ve kemâl/olgunluk bulduğu bir şeye eğilim ve alaka duymasıdır. Türkçemizde şöyle bir tabir vardır: “Muhabbet kantarla, alış-veriş miskalle”. Yani dostluğun-sevginin-muhabbetin ölçüsü geniştir. Ama iş alış-verişe, maddi münasebetlere gelince hassasiyet artar; bu noktada dikkatli olmak lazımdır.

Muhabbet kâinatın ruhudur. Kâinattaki varlıkların tamamı, hakikatte muhabbettedirler. Yerin göğün, ikisi arasındaki her şeyin, bilinen bilinmeyen bütün varlıkların yaratanı, hakiki sahibi Hz. Allah’tır. Hepsi de O’nu muhabbetle tesbih etmektedirler. Onların muhabbeti/sevgisi tabiidir, fıtrîdir, yaratılışlarından gelmektedir. Cezbe ve coşku manası nazar-ı dikkate alındığında muhabbet, hem canlılar hem de camidat arasında geçerlidir. Mesela demir’le mıknatıs arasındaki cazibe, bu neviden bir muhabbettir. Canlılardan yani hayât sahibi olanlardan kastımız ise, insanların manen diri olanlarıdır. Yoksa manevi bakımdan ölü veya kör-sağır-dilsiz ve idraksiz olanları değil. Nitekim onlar hakkında Rabbimiz buyuruyor ki, “(Onlar) sağırlar, dilsizler, körlerdir…” (el-Bakara, 2/18) Binaenaleyh onlarda muhabbetin “me”sini bile bulmak muhaldir.

Keza denilmiştir ki;

- Muhabbet, görsen de görmesen de, huzurunda da gıyabında da sevdiğine tam muvafakat etmektir.

- Muhabbet, sevdiğinde tam fani olmak ve sende senin eserinin bile kalmamasıdır.

- Muhabbet öyle bir sarhoşluktur ki, kime âşıksan onu görmeden asla o sarhoşluk senden geçmez.

Şairine dediği gibi, “Muhabbetten Muhammed oldu hâsıl / Muhammed’siz muhabbetten ne hâsıl!

MEVZUMUZLA ALAKALI BAZI AYET VE HADİSLER

Rabbımız Teâla ve tekaddes hazretleri buyuruyor ki:

“Ey iman edenler! Sizden kim dininden döner ise (şunu iyi bilsin); Allah öyle bir kavim (millet) getirecek ki, Allah onları sevecek onlar da Allah’ı sevecekler (ve onlar) müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı şiddetli olacaklar. (Onlar) Allah yolunda cihad edecekler ve kimsenin, hiçbir kınayıcının kınamasından korkmayacaklar. İşte bu, Allah’ın bir ihsanıdır ki, onu dilediğine verir. Allah ihsanı bol olan ve her şeyi çok iyi bilendir.” (el-Maide, 5/ 54)

Allahu Teâla’yı sevmek ancak onu hakkıyla bize tanıtan Peygamberi Muhammed Mustafa’yı (s.a.v.) tanımak ve sevmekle mümkün olur. Nitekim Hz. Allah şöyle buyuruyor:

(Rasûlüm) şöyle de: “Eğer siz Allah’ı seviyorsanız, bana tabi olun (uyun) ki, Allah da sizleri sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Zira Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.” (Âl-i İmran, 3/31)

Hadis-i şerif: 

“Şu 3 şey kimde varsa o kimse imanın zevkini tatmıştır.

1. Allah ve Rasûlü ona onlardan başka her şeyden daha sevimli olmalı.

2. Bir kimseyi ancak ve ancak Allah rızası için sevmeli.

3. Allah’ın kendini küfürden kurtardığı insan, bir daha o küfre dönmemek, düşmemek için çırpınmalı ve ona düşmeyi ateşe düşmek ile eş değerde bilmeli. (Muhtaru’l-Ehâdis, Harf-i Se)

GERÇEK MUHABBET VE MUHİBLERDEN MİSÂLLAR

Biraz da gerçek sevgi ve gerçek sevgililerden misâller verelim…

Hadisi Şerif Mealleri:

1. Bir gün Hz. Rasûlüllah ile Hz. Ömer Medine’de el ele tutuşmuşlar gidiyorlardı. O anda Hz. Ömer’e bir şevk ve cezbe geldi ve dedi ki: “Ya Rasûlellah! Şu anda nefsim (canım) hariç seni herşeyden daha çok seviyorum.” Rasûlüllah Efendimiz de hemen,

“Sizden her hangi birinize ben nefsinden de daha sevimli olmadıkça o kimse kesinlikle mümin-i kâmil olamaz” (Buhârî, hadis no: 15, Müslim, hadis no: 44) buyurdu.

Nitekim Hz. Allah Kur’an-ı Kerim’inde,

 “Hz. Peygamber müminlere (her hususta) nefislerden (canlarından da) evladır” (el-Ahzâb, 33/6) buyurmuyor mu?

Bunun üzerine Hz. Ömer’e (r.a.) öyle bir cezbe, öyle bir feyiz geldi ki; âdeta feryad ederek,

Senin üzerine Kitab indiren Allah’a yemin ederim ki Yâ Rasûlallah, şu anda sen iki yanım arasındaki nefsimden de (canımdan da) bana daha sevimlisin” deyince Rasûlümüz de, “İşte şimdi hakiki mü’min oldun yâ Ömer!” buyurdular. (Buhari, Sahih, Kitabu'l Eyman ve'n-Nüzur, B. 3  hadis no: 11;  Kadı Iyaz, Şifa-i Şerif, Terc. Suat Cebeci, Ank. 1992, s. 309-10)

2. Uhut Harbi günü

Medine’ye Rasûlullah öldürüldü  yalan haberi geldiğinde, 3 oğlunu ve kocasını cihada göndermiş olan Allah ve Rasûl aşığı Fatıma ismindeki bir kadın sahabi Uhud’a koşuyor. Yolda kendisine rastlayanlar, “Başın sağ olsun yâ Fatıma! Oğulların şehit oldu” diyorlar. O ise sadece ve sadece “Rasûlüllah nasıl? Rasûlüllah sağ mı?” diye soruyor. Biraz ilerde, “Başın sağ olsun kocan da şehit oldu yâ Fatıma!” diyorlar… O yine “Rasûlüllah’tan ne haber var? Rasûlüllah hayatta mı?” diyor ve Uhud’a varıp sağ olduğunu öğrenince, beraberinde getirdiği kılıncını çekiyor ve Rasûlüllah’ın önünde “Anam-babam sana feda olsun yâ Rasûlellah!” diyerek bilfiil harbe giriyor; Allah ve Resûlüne olan aşkını-muhabbetini, bağlılığını böyle isbat ediyor.

3. Zeyd bin Abdullah

Rasûlüllah’ın vefat ettiği gün, bir ara Onun biraz iyi olduğu haberini almış ve Medine tepelerinden birinin arkasındaki bağına çalışmaya gitmişti. Aklı ise hep Medine’de ve Rasûlüllah’ta idi. İşte bu vaziyette çift sürerken, oğlu veya kölesi, Medine ile kendi arasındaki tepenin üstünde göründü ve can-hıraş bir ses ile ona, “Yazıklar olsun sana ey Zeyd! Sen burada çiftin-çubuğun ile mi meşgulsün? Halbuki Allah’ın Rasûlü Medine’de vefat etti, Medine kan ağlıyor!” dedi.

Hz. Zeyd hemen Kıble’ye döndü, ellerini açtı:

“Ne olur ya Rabbi! Artık gözlerimi al da, Rasûlü’nden sonra Medine’yi ve kimseyi görmeyeyim” dedi ve o anda kör oldu. (Mevahib-i Ledüniyye-i Ledûnniye, C. 2, S. 27)

4. Ashap’tan bir zat Rasûlüllah’a gelerek, “Kıyamet ne zaman yâ Rasûlellah?” diye sordu. Peygamberimiz de ona,                                                                             

Kıyamete ne hazırladın?” dedi. O zat da, “Allah ve Resûlü’nü sevmekten başka hiç bir şey” dedi. Bundan çok hoşlanan Peygamberimiz, ona şu müjdeyi verdi: “

“Öyle ise üzülme, kişi sevdiği ile beraberdir” (Buhârî, Fezâilu Ashabi'n-Nebî, 7) buyurdu.

ALLAH’I SEVMEK, ALLAH TARAFINDAN DA SEVİLMEK

İnsanlardan bazıları da, Allah’tan başkasını Allah’a (hâşâ) eşler-benzerler edinir de (Allah’ı bırakarak bir takım putlara taparlar) onları, Allah’ı sevdikleri gibi severler. Ama iman edenlerin Allah sevgisi (her şeyden) daha kuvvetlidir.” (el-Bakara, 2/165)

Hadis-i kudsi:

“Allah bir kulunu tam sever ise, artık ona günah isabet edip zarar veremez (yani günahlardan onu korur).

Hadis-i Şerif:

“Suheyb Allah’ın ne güzel kuludur. Allah’tan korkmasa bile yine O’na (sevgisinden dolayı) isyan etmezdi.” (Keşfü’l-Hafa, 2, 428)

İSYANA MÂNİ OLAN DÖRT ŞEY 

Ehlullaha/Allah dostlarına göre dört şey isyan etmeye / günah işlemeye engel olur. 

  1. : Allah’ı tam ve kâmil manada bilip tanıyabilmektir.
  2. : Allah’a eksiksiz-kusursuz, tam bir iman.
  3. : Yani Allah’tan tam korkmak, korkabilmek.
  4. : Allah’ı tam sevmek, tam muhabbet etmek.

MUHABBET NE İLE OLUR?

Muhabbet bir kandile benzer; nasıl ki bir kandilin yanmasında;

  1. Asılacak bir bağ, kablo.
  2. Asılacak bir yer-mekân.
  3. Yakacak bir kibrit veya düğme.
  4. Sönmemesi için cam kafes veya ampul.
  5. Yanması için yağ veya cereyan-elektrik.
  6. Yanacak bir fitil veya öz lazımsa...

…ve bunlardan müteşekkil bir kandil ya da ampul gerekli ise, kalpte varlığı iddia olunan muhabbetin de gerçekten var olması için, o kalpte de 7 şeyin olması lazımdır:

  1. Kişinin niyetinin halis olması…
  2. Allah’tan korkusunun tam olması…
  3. Sevap ve mükâfatı ancak ondan beklemesi…
  4. Allah’a sadık bir kul olması…
  5. Allah’a tam dayanıp tevekkül etmesi…
  6. Tevhidi daima söylemesi…
  7. Allah ve Rasûlüne âşık bir kul olması. (Ravzu’l-Faik)

AŞK VE MUHABBETİN KARŞILIĞI

Hz. İsa aleyhisselâm bir gün benizleri solmuş 3 kişiye rastladı ve sizler kimlersiniz, diye onlara sordu.

Birincisi: “Ben Cehennem’den çok korkan biriyim ya İsa” dedi.

İkincisi: “Ben de Cennet’e âşık biriyim ya İsa” dedi.

Üçüncüsü ise, “Ben de Allah’a âşık biriyim ya İsa” deyince, o da; “Öyle ise sizler mukarreblerdensiniz (yani Allah’a yakın kullardansınız)” buyurdu.

Yahya bin Muaz Hazretleri buyuruyor ki: “Allah’a sevgiden meydana gelen hardal danesi kadar bir ibadet, sevgisiz 70 sene ibadetten daha hayırlıdır...”

Üstazım Süleyman Hilmi Tunahan (k.s.) Hazretleri de, "Rahmân’ın cezbelerinden küçücük bir cezbeye mazhar olabilmek, yetmiş yıllık ibadetten daha hayırlıdır” (Keşfû’l-Hafâ 1, 332; Benzer hadis: Fahruddin er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, Akçağ Yayınları, 21, 168) hadis-i şerifini zikrederler, ardından da “Sâlih ve âbit kulların ibadetlerinden çok daha hayırlıdır...”  diye açıklamada bulunurlardı.

Yunus Emre de bu noktaya işaret ederek; “Hamdım, yandım, piştim” demiyor mu?

Ravzu’l-Faik isimli kitapta geçen bir hadis’te Rasûlumüz, “Kim Allah’ı seviyor ise, beni sevmelidir. Kim beni seviyor ise, Ashabımı sevmelidir. Kim Ashabımı seviyor ise, Kur’an-ı Kerim’i sevmelidir. Kim Kur’an’ı seviyor ise, mescitleri sevmelidir” buyurarak,  gerçek sevgi ile sahte sevginin hangileri olduğunu bize en güzel şekilde resm etmişlerdir. Çünki mescitler Kur’an-ı Kerim’de, Allah’ın, adını içlerinde yükseltmeye izin verdiği, temiz tutulmalarını ise, emrettiği mübarek yerlerdir.

HAZRET-İ EBU BEKİR’DEN MUHABBET VE İTTİBA ÖRNEKLERİ

Rasûlüllah Efendimiz, vefatlarından bir müddet önce Arabistan yarımadasını şirkten tamamen temizlemek istemiş ve bunun için de Üsâme bin Zeyd’in -ki Üsâme o zaman 19 yaşlarında bir genç idi- komutanlığında bir ordu hazırlamıştı. Ordu tam yola çıkmadan Peygamberimiz Medine’de vefat etmişti. Onun yerine Halife seçilen Hz. Ebu Bekir’e Ashap Hz. Ömer’i elçi göndererek ondan şu iki ricada bulunmuşlardı:

  1. Rasûlüllah’ın vefatı ile Medine’ye yakın kabilelerde irtidat ve irticâ hadiseleri meydana geldi. O kadar ki, ya Eba Bekir! Belki bu gece Medine’yi bile basabilirler. Rasûlüllah’ın hanımlarını bile kaçırıp esir edebilirler. Dolayısıyla ya Eba Bekir! Üsâme’yi uzak kabilelerin ıslahına, uzak yerlerin fethine göndermek yerine, orduyu burada tutup Medine’yi mürtetlere karşı savunalım.

Hz. Ebu Bekir’in cevabı: “Yâ Ömer! Ashab’a söyle: Değil asilerin, kurtların ve köpeklerin Medine’yi basıp beni de parçalayacaklarını; cesedimi de Medine sokaklarında sürükleyeceklerini bilsem bile, yine de Rasûlüllah’ın emrine muhalafet edip Üsâme’yi yolundan çeviremem. Tek başıma da kalırsam Medine’yi ölene kadar ben savunurum.” der...

İşte, Allah ve Rasûlüne tam ittibâ, tam itaat ve tam teslimiyete gerçek bir örnek. (1998 Fazilet Takvimi’nden)

GERÇEK ALLAH DOSTLARINDAN BAZI ÖRNEKLER

1. En büyük zevk Allah’a münâcât zevkidir

Abdullah Antâkî hazretleri anlatıyor: Benî İsrail’den yolunu şaşırmış bir rahip şöyle demişti:

Yâ Rabbi! Ben ne zamandan beridir sana isyan ediyorum. Fakat sen hâlâ bana ceza vermedin!” Bunun üzerine Hz. Allah, o zamanın Beni İsrail Peygamberine onun hakkında şöyle vahy etti:

“Ona git ve şöyle söyle: Seni cezaya çarptıralı çok oldu. Fakat senin bundan haberin yok. Düşünki, ne zamandan beridir senin kalbinden bana olan münâcât ve kulluk zevkini söküp attım. Şu 3 günlük dünyada bir kula bundan daha beter ve daha büyük ceza mı olur?” (Tabakatü’l-Kübra, (Tercüme) C. 1, S. 320)

2. Hz. Allah gerçek kulunun kendinden başkası ile ünsiyet etmesine razı değil

Rivayete göre, geçmiş ümmetlerin abitlerinden biri dağlarda, tenhalarda uzun yıllar Rabbına ibadet ve ünsiyette bulunmuştu. Sonra bir gün ağaçlık bir yerde dallar arasında kuşların da ötüştüğünü gördü… Arazi yeşillik de olduğu için orayı sevdi ve burada kalayım, hem ibadet edeyim hem de şu kuşları dinleyip neşeleneyim dedi. Hz. Allah hemen zamanın Peygamberine şöyle vahyetti:

O kuluma söyle: Benden başkası ile ve yarattıklarımla ünsiyet etmek istediği için onu öyle aşağı bir makama düşürdüm ki, artık hiç bir amel ve ibadeti ile bunu telafi edemez.” (İmam Gazali, İhya Tercümesi, C. 4, S. 598)

3. Allah’ın sevdiği ve nazlarını kabul ettiği kulları

Hasan-ı Basri Hazretleri anlatıyor:

Bir gün Basra’da bir mahallenin Ahşap olan bütün evleri yandı. Ancak yaşlı bir zatın evi yanmadı ve orta yerde sapasağlam kaldı. Basra emiri Ebu Musa ve mahalle halkı hayretler içinde kaldılar. İhtiyar bir zat olan bu evin sahibini alıp Basra emirenin huzuruna çıkardılar.

Emir,  senin evin nasıl ve ne ile bu ateşten kurtuldu diye sordu. İhtiyar, toz toprak içinde kalmış, görünüşte zavallı biri idi. “Ben evimin yanmaması için Allah’a yemin ettim de ondan yanmadı” dedi.

Bunun üzerine Hasan-ı Basri Hazretleri Emir’e ve halka döndü:

“Adam doğru söylüyor çünki Peygamberimiz, “Ümmetimin içinde saçı-başı, sakalı birbirine karışmış elbiseleri eski ve tozlu bir topluluk olacak. Ama eğer onlar (her hangi bir hususta) Allah’a yemin etseler, Allah onların yeminlerini elbette yerine getirir” buyurmuştur...

***

Hz. Ömer devrinde de fethedemedikleri bir kaleyi nasıl fethedeceklerini soran ordu komutanına Hz. Ömer, “(Ordu içinde saçı-sakalı birbirine karışmış) Berra Bin Azip isminde bir zat olacak. O yemin etsin ve Allah’a dua etsin kale fethedilecektir. Rasûlüllah’tan ben böyle duymuştum” der. Ordu komutanı saçı-sakalına karışmış üstü-başı toz toprak içinde olan Berra’yı bulmuş, ona Hz. Ömer’in emrini tebliğ etmiş, Hz. Berra da ellerini açarak şöyle 2 yemin ve duada bulunmuştu:

“- Ya Rabbi! Düşman ordusu bugün dağılsın, perişan olsun.”

“- Ya Rabbi! Berra bu zaferin kurbanı olsun!”

Yemin ve dualarının ikisi de o gün tahakkuk etmişti.

***

Yine bir gün Basra’da yangın çıkar… Ebu Ubeydetü’l-Havâs’ın yangın içinde dolaştığı görülür. Basra Emiri ona, “Dikkat et yanacaksın!” deyince Ebu Ubeyde, “Ben Rabbıma beni ateşte yakmaması için dua ettim. Ateş beni yakmaz” diye cevap verdi. Emir, “Öyle ise ateşi de söndür” deyince, Ebu Ubeyde Hazretleri de ateşin arasına dalarak onu söndürdü.

***

Ehlullahtan Ebu Hafs Hazretleri, bütün yiyeceği-içeceği üstünde olan merkebini kaybetmiş ve perişan olmuş bir zavallıya rastlayınca ona acımış, “Ya Rabbi! Bu adamın merkebini buldurup bunu sevindirmeden buradan adımımı atmayacağım” diye yemin edince, adamın merkebi bağırarak çıkıp gelmişti. (İhya Tercümesi C. 4, S. 612)

BEDDUASI VE ÂHI HEMEN KABUL OLAN KULLAR

Mutrif bin Abdullah Hazretlerine birisi zulm etmiş ve zulmünde de ısrar etmişti. Bunun üzerine Mutrif artık daha dayanamamış ve ona “Allah seni hemen yok etsin!” diye beddua etmek mecburiyetinde kalınca o zalim hemen orada can vermişti.

***

Yusuf-i Hemedani’ye (k.s.) itiraz eden zahiri âlimlerin akıbetleri…

Bu mübarek zat bir gün va’z ederken coşmuştu. Cemaatına ne güzel şeyler anlatıyor, dilinden adeta bal akıyordu. Cemaatı ise mest olmuş zevk ile onu dinliyordu. Bunu çekemeyen 2 zahiri âlim, cemaatın içinden kalkmış, “Sus! Sen bid’atçıdan başka bir şey değilsin!” diyerek sözünü kesmişler ve cemaat arasında buz gibi bir havanın esmesine sebep olmuşlardı. Bunun üzerine o da onlara öyle bir bakış baktı ki, ama ne bakış! Ve sonra da “Asıl sizler bir daha konuşmamak üzere susunuz!” dedi ve o 2 hasetçi âlim o anda ruhlarını teslim ettiler. (Tabakatü’l-Kübra Tercümesi, C. 2, S. 606)

***

Evliyaullah’dan Süveyd-i Sincarî Hazretleri buyuruyor ki:

“Her kim Allah’ın veli kullarına dil uzatırsa, Allahu Teala onun, ölüm halinde ve son nefesinde dilini bağlar ve tevhidi söyleyemeden bu âlemden gider...”

… Ve başından geçen bir hadiseyi de sözlerine misâl olarak naklediyor. (Tabakatü’l-Kübra Tercümesi, C. 2, S. 681)

Muhammedü’l-Mağribi Hazretleri ise, “Allahu Teala, bir kulun ölümü anında imanını alarak onu bu âlemden imansız çıkarmak isterse, ölmeden evvel onu bir veliye sataştırır” buyuruyor. (Tabakatü’l-Kübra Tercümesi, C. 4, S. 653)

***

Muhyiddin-i Arabî Futuhat-ı Mekkiye’sinde anlatıyor:

Ebdâl zümresinden biri ile arkadaş olup Becaye şehrinde geziyorduk. Oranın halkı ile Ebu Medyen Hazretlerinin arası nasıl diye merak ediyordum. Önümüze bir ecderha çıktı. Arkadaşım, “Buna selam ver ve bundan sor” dedi. Ben de ecderhayâ “Ebu Medyen’i zındıklıkla halk itham ediyor, ne dersin?” dedim. Ecderha, “Allah’a yemin ederim ki, bu Âdemoğullarına ben şaşıyorum. Yine Allah’a yemin ederek diyorum ki; Hz. Allah’ın, bir kuluna hem velayet tacı giydirmesine hem de kullarının ona düşman olmasına nasıl tahammül ettiğine şaşıyorum” dedi.

Biz de ona, “Sen Ebu Medyeni nereden tanıyorsun?” diye sorduk “Allahu Teala bir kimseyi kendine veli kılarsa bütün kullarının (mahlûkatının) kalbine de onun sevgisini koyar. Bundan sonra bilin ki, ‘Onu kim sevmiyor ise, o kimse ya kâfirdir ya münafık” dedi ve ayrıldı. (Tabakatü’l-Kübra Tercümesi, C. 2, S. 690)

MUHABBET DAVASINDA SAMİMİYET ŞART

Bir gün Rasûlüllah Efendimiz hastalandı, Hazret-i Ebu Bekir onu ziyarete gitti. Rasûlüllah’ı hasta vaziyette görünce üzüntüsünden o da hasta oldu ve şöyle dedi:

Sevdiğim zat hasta oldu, onu ziyaret ettim.

Ona olan sevgimden ben de hasta oldum.

Ben hasta olunca bu sefer o beni ziyaret etti

Onu iyi görünce ben de hemen iyi oldum.

***

Hazret-i Veysel Karani Rasûlüllah’a (s.a.v.) olan muhabbetinden 32 dişini sökmüştü; çünki onun bir dişinin Uhut’ta düştüğünü haber almıştı.

Yine Veysel Karani vefat ediyor. Vefatından sonra kendini görüp Allah sana ne muamele etti diyenlere, “Affetti” diyor. Hangi amelin ile denilince de, “Melekler beni Rabbımın huzuruna çıkardılar, ben de Rabbıma dedim ki, ‘Ya Rabbi! Sana karşı biliyorsun ibadetimde kusurlarım vardır… Ama senin sevginde kusurum yoktur Allah’ım!’ dedim. Rabbım da ‘Doğru söylüyorsun’ buyurdu ve beni affetti.”

***

Rabia-yı Adeviye Allah dostu bir hanım… Bu hanım veliye ye bir gün çok fazla cezbe gelmiş, o da Sahra’ya çıkmıştı. Derken onu seven biri görmüş, devamlı ona bakıyor ve gözlerini ondan ayıramıyordu.

Rabia-yı Adeviye: “Ey kişi! Namahreme neden öyle ısrarla bakıyorsun? Allah’tan utanmıyor musun?” dedi. O kişi de, “Yâ Rabia! Senin muhabbetin canıma işledi, gözlerimi senden alamıyorum ki” karşılığını verdi.

Hz. Rabia, “Benim, benden genç ve güzel bir kız kardeşim var, arkandan geliyor” deyince, gafil sevgili hemen arkasına döndü. Bu fırsatı iyi değerlendiren Hz. Rabia da suratına tokatı patlattı ve, “Behey yalancı! Sahtekâr âşık! Sana muhabbet davası çok uzak. Halbuki ben seni ilk görünce ârif biri zannetmiş idim. Yanıma gelince de gerçek âşık biri zannetmiş idim. Daha genç ve güzeli ile tecrübe edince ise senin, ne ârif ne de âşık, gerçek bir yalancı ve sahtekâr olduğunu gördüm. Def ol!” dedi ve şu Beyti okudu:

“Hakikaten delilsiz muhabbet iddiasında olanların davaları bâtıldır (muhabbet iddiaları boştur, yalandır!).” (Büyük Dini Hikâyeler, C. 2, S. 155)

Asıl adı Musa olan İstanbul’daki Merkez Efendi’ye neden Merkez Efendi dendi? Çünkü üstazı bir gün, “Oğlum, Hızır (a.s.) ziyaretimize geliyor” deyince, herkes onu karşılamak için kapıya koştular, ama Musa Efendi yerinden bile kıpırdamadı. Üstazı, “Sen Hızır’ı (a.s.) karşılamayacak mısın oğlum?” deyince Musa Efendi, “Ben Hızır’ın bile ziyaretine geldiği ‘Merkezim’i bulmuşum Efendim” dedi ve bu sadakatından dolayı üstazının yerine Halife oldu, ünvanı da “Merkez Efendi” olarak meşhur oldu. (Kemal Ağabey’den)

RASÛLALLAH’I SEVMENİN ŞARTI

Rasûlüllah Efendimizi sevmenin, sevdiğini iddia edebilmenin Peygamberimize göre tek şartı var:

“Kim benim sünnetimi ihya eder ise, o beni ihya etmiş olur. Kim de beni ihya eder ise, o beni seviyor demektir. Kim de beni sever ise, o cennette benim ile beraber olacaktır.” (Tirmizî, Sünen, Kitabu'l-İlm, B.16, Hds. 2818)

EHLULALLAH’A GÖRE ALLAH’I SEVMENİN ALAMETLERİ

  1. Allah’ı seven daima onu düşünür ve onu zikr eder halde olmalı.
  2. Ona olan sevgisi maddi ihsanı ile artıp, ona sıkıntı vermesi ile eksilmemeli.
  3. Kuran’a Enbiya ve Evliya’ya ve Allah’ın bütün mahlûkatına şefkatli olmalı.
  4. Allah’a kulluk kolay gelmeli, Allah’ı sevenleri sevmeli.
  5. Ölümden nefret etmemeli, Mevlası’na kavuşmaya vesile olduğu için onu bir bayram bilmeli...

Hz. Üstazım Süleyman Hilmi Tunahan (k.s.) buyuruyor ki:

“Rasûlüllah’ın nûru, ilk sırr-ı zerre-yi zuhur olarak ‘evvelu mâ halakallah’dır. Diğer zâhir olan zat ve sıfat, sair peygamberler, veliler, alâ merâtibihim bu aslu’l-usûle, bu hakikati’l-hakaika bağlı olarak halk olunmuşlardır. Artık Muhabbet hakkında arîz ve amîk (geniş ve derin) tefekkür ve teemmül lazımdır.”

BİR KIT’A

Sen hem Allah’a isyan ediyor, hem de Onu sevdiğini mi söylüyorsun?

Bunun olmayacak bir şey olduğu apaçıktır.

Eğer senin sevgin gerçek olsa idi, elbette ki Ona itaat ederdin.

Çünki seven sevdiğine mutlaka itaat eder.

BİR MÜNÂCÂT:

Kadir Mevla’m ateş atma özüme

Dünya malı görünmüyor gözüme

Kadir Mevla’m sen bak benim yüzüme

Ayrılık ateşi ile beni dağlama

Garip bir kulum yalan çıkmaz dilimden

Kocadım da artık hayır gelmez elimden.

Benim Rabbım asla geçmez kulundan

Yeter ki sen dünyaya bel bağlama

[Kaynak: el-Mevâizu li’l-İhvân min Şuabi’l-Îmân, Gayr-i matbû]

 

Go to top