Soru sormadan önce mutlaka sağ üstteki "Arama" butonuyla sorunuzu sitede aratınız.

s.a hocam namaz kıldırırken cübbe giymenin hükmü nedir birde cübbe yerine ceketle kıldırsak sakıncası varmıdır.

 

 

*******

v.a.s. kardeşim;

Cübbe de sarık gibi sünnettir; usûl ulemâsı tarafından Rasûlullah Efendimizin (s.a.v.) fiilî sünnetleri arasında ve âdet kısmı içinde değerlendirilir. Yani Sünnet-i zevâid’dendir. Zira bu türlü giyim tarzı, Rasûl-i Ekrem Efendimizin (s.a.v.) içinde doğup büyüdüğü, uzun seneler birlikte bulunduğu cemiyetin örfüydü-âdetiydi… Nebîler Serveri (s.a.v.) de buna uygun hareket ediyordu. Binaenaleyh şeriat sahibi Sevgili Peygamberimizin (s.a.v.) âdetine uygun hareket eden kimse de, elbette onun sünnetine ittibâ sevabına nail olur.

Tabii ki cübbe yoksa ceketle kıldırırsın, mevcut olanla iktifa edersin. Hatta ceket de yoksa gömlekle kıldırırsın, kıldırabilirsin. Fakat bu durumlarda tam olarak sünnete mutabakat olmadığından, haliyle sevabı da ittibâ bakımından o nisbette az olur. 

Ancak şunu da unutmayalım; Rasûl-i zîşân Efendimizin (s.a.v.) giydiği cübbe, tam olarak bizim imamlarımızın giydiği cübbeler gibi değildi. Hadis-i şeriflerde anlatıldığına göre, “ridâ” adı verilen o giyecek, belki daha çok bizim abalara benziyor, yenleri olabildiğine geniş, abdestte veya namazda tekbir esnasında ellerin rahatça alttan çıkartılıp tekrar konulabildiği, çok uzun da olmayan bir kıyafetti. Dolayısıyla bizim bugün imamlarımızın giydiği cübbe ile, Nebîler Serveri Efendimizin (s.a.v.) cübbesi arasında da bire bir muvafakat-mutabakat olduğu söylenemez. Hele siyah rengin tercihi hakkında, herhangi bir rivayet yoktur. Zaten son senelerdeki uygulamalarda da, daha çok açık renkler tercih edilmeye başlandı.

***

Hanefi fukahasına göre amel bakımından sünnet iki çeşittir.

Birincisi, uyulması hidâyet, terki dalâlet olan sünnettir ki, ibadetlerle alakalıdır ve bunlara “Sünnet-i hüdâ” denir. Mesela Bayram namazı, ezan, ve kamet gibi sünnetler, "Sünnet-i hüdâ" olarak tavsif ve tarif olunurlar. Sünnet-i hüdâ’yı terk etmenin hükmü, isâet (günah) ve kerahet icap etmesidir. Yani o kişi, delâlete nisbet edilmeyi, yerilip kınanmayı ve zemmi hak eder.

İkincisi, uyulması güzel, terki mubah olan ve ibadetlerle değil, âdetlerle alakalı olan sünnettir. Buna Sünnet-i zevâid denilir. Sünnet-i zevâid fer'i meseleleri içine alır. Mesela Efendimizin (s.a.v.) elbiseleri, oturması, kalkması, iyi şeyleri yapma­ya sağdan başlaması bu kabil sünnetlerdir. Bunları yapanlar da sevâba kavuşur. Bunlara sevâb verilmesi için, illa ki niyet etmek de lâzım değildir. Fakat sünnete uymaya niyet edilirse, sevâbı çoğalır, kat kat olur. Keza, Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) savaşa giderken deveye binmiştir, bu da bir zevâid sünnettir. Fakat hayatında hiç deveye binmeyen kimse, sünnete muhâlefet etmiş sayılmaz. Zira deve, o zamana ait bir ulaşım vasıtasıdır. Sünnet-i zevâid’in yani âdet kabilinden olan bu sünnetlerin terki, isâet ve keraheti gerektirmez. Ancak kişi, o sünneti terk ettiği zaman, işlediğinde alacağı sevaptan mahrum kalmış olur. Mesela Rasûlullah Efendimiz (s.a.v.) sarık hakkında şöyle buyurmuşlardır:

"Sarıkla kılınan iki rek’at namaz, sarıksız olarak kılınan yetmiş rek’attan daha hayırlıdır." [Tâcu’l-Usûl, c. I, s. 169] O bakımdan mümkün olduğunca -hiç olmazsa evlerimizde- sarık kullanmaya ve taylasan usûlünü tatbik etmeye gayret etmek iyi olur. 

Go to top