dinimizislam999;

Soru diye bir siteden kopyalayıp yolladığın gereksiz mesajı, lüzumuna ve faydasına kani olmadığım, bilakis zararlı olabileceğini mülahaza ettiğim için kaldırdım. Fakat cevabı tam olarak aşağıda... Lütfen dikkatlice okuyun ve bu nevi mâlâyânilerden kurtulmaya bakın. Bizi sevindirmiş olursunuz. Duacınız oluruz. 

 

 

*******

Anlaşılan sen hâlâ aynı zihniyette devam ediyor ve internet çöplüğünü eşeleyip lüzumsuzluklarla meşgul olmayı sürdürüyorsun. Tabii bu arada alanın ve bilgin dışında, üstelik seni hiç de ilgilendirmeyen mevzulara dalıp, zihnî bulanıklıklarını bizlerle paylaşmaya çalışıyorsun. Halbuki ikaz etmiştik; toparlanacağını, lüzumsuz-faydasız ve mâlâyâniye dâhil meselelerle uğraşmayı terk edeceğini ummuştuk. Ama heyhaaat! Yanılmışız.

Canım kardeşim; İmam-ı Azam Ebu Hanife (rh. h. 80 / m. 699) hazretleri kim? Dârekutnî (rh. d. 306 / 918 – v. 385 / 995) kim? Zâhidü’l-Kevserî (d. 1879 - v. 1952) merhum nasıl bir âlim? Onlar arasındaki meselelerde hakemlik yapmaya cür’et etmeye kalkışan zavallılar kim? Öyle değil mi? Binaenaleyh; birileri öyle diyor ya da böyle nakillerde bulunuyorsa, söyledikleri onları ilzam eder. Seni bilmem ama, onların düşünceleri bizi asla bağlamaz.

Beyne’l-ümmeh mürekkep icma’ haline gelmiş, ebyenü’m-mine’ş-şems misali açık ve net bir meseleyi, günümüzde hâlâ tartışıyor olma kadar abes ne olabilir? Bu hâl, ehl-i bid’atin akıntısına kapılmaktır, onların havuzuna su taşımaktır. Fitneye, bilerek veya bilmeyerek alet olmaktır. Bu durum ancak, eblehlik ve echellikle tavsif ve tarif olunabilir. Hakiki iman ve idrâk sahibi mü’minlerin bu ve benzeri tehlikeli vartalardan son derece içtinab etmeleri gerekir.

Biz mezhep imamızı hangi kaynaklardan öğrenmemiz gerekiyorsa, oralardan öğrenmiş ve ona göre tâbi olmuşuz. Abdestimizden de hiç ama hiç şüphemiz yok. Sen de bu müşevveş kafanla kime istiyorsan ona tâbi olursun. Lütfen bu kadar basit şeylerle bizi meşgul etme! Rica ediyorum; git, tesellini başka yerlerde ara!

Soruna, istemeyerek de olsa muhtasar bir cevap verelim.

İmam-ı Âzam Ebu Hanife (rh.) hazretleri, Rasûlullah Efendimiz’in (s.a.v.) mübarek ashabından Enes b. Malik, Abdullah b. Ebi Evfa, Vasile b. Eska, Sehl b. Saide ve hicrî 102’de Mekke’de vefat eden Ebu Tufeyl Amir b. Vasile’yi (r.anhum) görmüş, sohbet meclislerinde bulunup onlardan hadis dinlemiştir. Binaenaleyh tâbiîn’dendir. Belki Dârekutnî tebe-i tâbiînden olabilir. Ki, öyledir de.

Kendisine İmam-ı Âzam diye hitap edilmesinin sebebi kendi asrındaki âlimler arasında çok mümtaz bir yere sahip olmasındandır. İslâm âlimleri, Buharî ve Müslim’de geçen Efendimiz’in (s.a.v.) “İman Süreyya yıldızına çıksa, Fârisoğullarından biri elbette alıp getirir” hadis-i şerifinin İmam-ı Âzam (rh.) hakkında olduğuna kanaat getirmişlerdir.

Farklı ilim çevrelerince Hazret-i İmam’a duyulan haset ve taassubu dile dolamak, bunları konuşmak bizler için caiz olmaz. Onlar arasındaki münazara ve cidaller, biribirleri hakkında söyledikleri sözler, seni, beni… sıradan insanları hiç mi hiç alakadar etmez.

Maamafih İbn Abbâs (r.anhuma) âlimlerin birbirlerine karşı kıskançlık duyduklarını / duyabileceklerini şöyle ifâde etmiştir: “Âlimlerin ilimlerini dinleyin; ama birbirleri hakkındaki sözlerini doğrulamayın (onlar üzerinde münakaşa edip şu haklı, bu haksız gibi konuşmalar yapmayın). Canım yed-i kudretinde olan Allah’a yemin olsun ki, onlar birbirlerini ağıllardaki tekelerden daha fazla kıskanırlar”. [İbn Abdilberr, Câmiu Beyâni’l-İlm, II, 151]

Bununla birlikte bu ihtilaflardan uzak dur; zira onlar ihtilaflarını aralarında halleder, ayak altında ezilen, mahvolup perişan olan sen olursun. Bizden hatırlatması…

İmam-ı Azam hazretleri ve Hanefi mezhebiyle alakalı geniş bilgi için bk. http://halisece.com/fikih/557-hanimlarin-ozel-hallerinde-kur-an-okuyup-okutma-meselesi-mezheplerine-uymalarinin-onemi-ve-telfik-mevzuu.html

Go to top