Es Selamü Aleyke Değerli Hocam Aklımıza takılan Sahabeden Ayyaş (ra) ve Ka'ka (ra) isimleri çocuklarımıza ad olarak konulsa güzel olmaz mı?

Ayyaş ve Ka'ka İsimlerinin anlamı nedir?

Sadece Türkiye olarak düşünmesek yurt dışında yaşayanlar çocuklarına bu isimleri verebilir mi?

Türkiye'de faydası sevabı veya zararı vebali nedir?

Bu Ayyaş ve Ka'ka adları ikinci isim olarak konulabilir mi? Sayın Halis Hocam Sizi bir Kandil olarak görüyor ve  bir nebze de olsa aydınlanmayı umuyoruz.Hürmetler.

*******

Ve aleykümü’s-Selâm.

Sevgili kardeşim; sitemizin üye listesinde bu rumuzda birisi gözükmüyor. Lütfen gerçek nickinizi ve e-adresinizi giriniz. Bu sorularınızı cevaplamaya çalışalım, fakat bundan sonrası için karşılık beklemeyin.

1- O zatın esas adı Abdullah’tır, Ayyâş babasının adıdır. Yani Abdullah bin Ayyâş diye anılır. Ayyâş Arapça bir isimdir ve ‘ayş’ mastarından müştaktır. Ayş ise kelime olarak dirilik, hayat, yaşama manalarınadır. Ayyâş ise onun mubâlağasıdır, çokça yaşayan, uzun ömürlü olan demektir. Ancak bu şekliyle Araplarda pek kullanılmaz. Türkçemizde ise iyş ü işret eden, çok içen, işrete müptelâ, bekrî manalarında kullanılmıştır.

Abdullah bin Ayyâş (r.anhuma) hazretlerinin künyesi, Ebû’l-Hâris’tir. Kureyş’in Mahzumoğulları koluna mensuptur. Hz. Abdullah’ın babası ilk Müslümanlardandı. Müslüman olduktan sonra Habeşistan’a hicret etmiş ve Abdullah (r.a.) burada dünyaya gelmiştir. Sahabe olup olmadığı hakkında farklı rivayetler olmakla birlikte İbn Hacer ve İbn Abdülber (rahımehumallah), Hz. Abdullah’ın (r.a.) sahabeden olduğunu belirtmişlerdir.

Kıraat ilmi ile meşhur olmuş bir sahabedir. Kıraati arz usûlü (bir büyüğe sunma, bildirme, önüne koyma yolu) ile Übey b. Ka’b’dan (r.a.) öğrenmiştir. Devrinde Medine’nin kıraat sahasında en önde gelen şahsiyetlerinden biri idi. Medine’de vefat etmiştir. İbn Hibbân (rh.) Hicrî 64 yılında vefat ettiğini belirtirken, Zehebî (rh.) H. 70’ten sonra vefat ettiğine dair bir rivayet zikreder.

2- Ka’kâ’; lügatte kelime olarak yâbis yani kuru demektir. Istılâhta meşakkatli yol manasınadır. Nitekim Yemâme’den Kûfe’ye giden ulu (büyük) bir yolun da adıdır. [Bkz. Şemseddin Sâmi, Kamus-i Türkî] Ashab-ı kiramdan bir zatın da ismidir: Ka’kâ’ radıyallâhu anh.

Hz. Ka’kâ’ (r.a.), büyük komutan büyük sahabe ve Yahudilerin en çok nefret ettiği şahsiyetlerden biridir. Yahudiler çocuklarını lavaboya götürdüklerinde, Hz. Ka’kâ’ya kin kusarak çocuklarının yaptığına ‘kaka’ dediler. Bizler de hiç araştırmadan, düşünmeden aynı kelimeyi aynı maksatla bunca yıl kullandık. Hiç olmazsa artık bunu sonlandırmalı ve bu çirkin oyunun daha fazla sürmesine engel olmalıyız!

el-Ka'ka' b. Amr b. Mâlik et-Temîmî  (r.a.) Hulefâ-i Râşidîn devrinin ünlü kumandanlarındandır. Bazı muhaddisler sahâbî olduğu görüşündedir.

Hz. Ebû Bekir (r.a.) döneminde irtidad eden Alkame b. Ulâse üzerine müfreze kumandanı olarak gönderildi ve vazifesini başarıyla tamamladı.

Aynı yıl Hâlid b. Velîd'in (r.a.), peygamberlik iddiasında bulunan Tuleyha ile yaptığı Büzâha savaşına katıldı.

Ulleys'in ve Übulle'nin fethine Hâlid b. Velid'le beraber iştirak etti .

Hîre'nin fethinde de bulunan Ka'kâ', Hâlid b. Velid'in (r.anhuma) emriyle bir süre Hîre'de kaldı.

Daha sonra çeşitli fetihlerde vazifelendirildi. Ebû Ubeyde onu Hz. Ömer'in (r.anhum) emri üzerine öncü kuvvetlerin kumandanı sıfatıyla Irak'a gönderdi.

Hz. Ka'kâ', Kâdisiye öncesi İran fetihlerinde de önemli vazifeler ifa etti.

Ağvâs'ta cereyan eden savaş, öncü kuvvetlerin başında bulunan Ka'kâ'ın gösterdiği gayretler vesilesiyle kazanıldı.

Hz. Hâlid'in emriyle Suriye'deki fetihlere de katılan Hz. Ka'kâ', Yermük Savaşı'nda bir süvari birliğinin başında vazife yaptı.

Hz. Ka'kâ' esas itibariyle Kâdisiye Savaşı vesilesiyle tanınmaya başladı; bu savaşın kazanılmasında onun büyük payının olduğu rivayet edilir.

Medâin'in fethinde Kisrâ lIl. Yezd-cürd'e ait zırh, kılıç, miğfer gibi teçhizatı ele geçiren Hz. Ka’kâ', daha sonra Hz. Ömer'in emriyle Celûlâ Savaşına öncü kuvvetin kumandanı olarak katıldı. Savaşın ardından Hulvân'a giderek bir garnizon tesis etti. Aynı yıl Sa'd b. Ebû Vakkâs (r.a.) kuvvetlerine katılıp onun emrinde mücadele etti. Ertesi yıl Humus'a gönderildi ve bu sırada gerçekleştirilen el-Cezîre fetihlerine iştirak etti.

Hicrî 21'de  Nihâvend'in , 24'te de Hemedan'ın fethinde vazife aldı.

Bir müddet sonra Kûfe'ye yerleşen Ka'kâ', Hz. Osman (r.a.) dönemindeki iç karışıklıklarda halifeyi destekledi. Muhalifler Medine'yi kuşatınca Hz. Osman'ın talebi üzerine yardıma gelenler arasında Hz. Ka'kâ’ da bulunuyordu.

Hz. Ali (r.a.) döneminde onu destekleyen Ka'kâ', Cemel Vak'ası'ndan önceki müzakerelerde Hz. Ali'yi temsilen Talha b. Ubeydullah ve Zübeyr b. Avvâm (r.anhum) ile görüştü. Cemel ve Siffîn savaşlarında Hz. Ali'nin saflarında çarpıştı. Hz. Ka'kâ' cesaretiyle tanınmıştı. Hz. Ebû Bekir (r.a.) de onun cesaretinden ve faydalı çalışmalarından övgüyle bahseder.

Aynı zamanda şair olan Hz. Ka'kâ'ın şiirleri daha çok savaşlarla ilgilidir.

Şiirleri Âsım b. Amr'ın şiirleriyle birlikte Nûrî Hammûdî el-Kaysî ve Hatim Salih ed-Dâmin tarafından yayımlanmıştır.

N e t i c e

Her ne kadar bu lafızlar ashâb-ı kiramdan bazılarına isim olmuşsa da, günümüzde-çevremizde yanlış anlamalara yol açabileceği için kullanılmaması daha münasip ve muvafık olur. Hani meşhur fıkradır; Hoca Nasreddin merhuma birileri gelip, çocuğuna Eyyûb ismini vermek istediğini, uygun olup olmayacağını sormuş. O da, “evet Eyyûb bir peygamber ismidir, güzeldir; ancak söylene söylene ‘ip’ halini alır ve ileride alay mevzuu olup çocuğa rahatsızlık verebilir. Bu sebeple o ismi vermeseniz daha uygun olur” diye cevap vermişler. Bu söz konusu durum, sorduğunuz her iki isim için de fazlasıyla geçerlidir. O bakımdan başka güzel isimler bulmanız, daha iyi ve daha isabetli bir davranış olur.

Ülkemiz dışında lafızların doğru ve düzgün telaffuz edildiği yerlerde tabii ki kullanılabilir, bir mahzur söz konusu olmaz. 

Go to top