İsmi sanatçı olarak söylenen şarkıcı vb. kişilerin ölümünün ardından dua edilerek "Allah rahmet eylesin" şeklinde dua etmek uygun mudur? Neşat Ertaş'ın ölümü üzerine buna benzer duaların edildiğini görüyoruz, nasıl davranmak gerekir?

*******

Ölenin arkasından yapılacak hayır-duada ölçü, kişinin imanla gidip gitmediğidir. Kim olursa olsun, mesleği ne olursa olsun eğer mü’min olarak öldüğüne dair bilgimiz varsa, hal-i hayatında küfrü gerektirecek söz-fiil ve davranışlardan uzak idiyse, elbette ki onun için Allah’tan rahmet dilemekte bir mahzur olmaz. Bu aynen cenaze namazı uygulamasındaki duruma benzer…

Ölenin mü’min olduğunda tereddüdümüz varsa ne diyoruz; “in kâne mü’minen: eğer mü’minse…” Tıpkı kendisiyle ilgili sıhhatli bir bilgiye sahip olmadığımız insanlar hakkında konuşurken de kısaca, “eğer imanla gittiyse Allah taksiratını affetsin” diyebiliriz. Şayet bunu açıktan söylemek birilerini rencide edecekse, cümlenin ilk kısmını içimizden söyler, niyetimizden geçirebiliriz.

***

Ayrıca şu da var; iman götüremeyen birilerine edilecek duanın ona bir faydası olmaz, aksine zararı olur, azabını şiddetlendirir. Bu da işin bir başka vechesi…

Bildiğiniz gibi kâfirlere ‘Allah razı olsun’ veya ‘Allah rahmet etsin’ demek caiz değildir.
Rasûlullah (s.a.v.) küfür üzere ölen bir yakını için, "Eğer Allah yasaklamazsa ona mağfiret dileyeceğim" deyince şu âyet-i kerime nâzil oldu:

"(Kâfir olarak ölüp) Cehennem ehli oldukları onlara açıkça belli olduktan sonra, akraba dahi olsalar, (Allah'a) ortak koşanlar için af dilemek ne Peygambere yaraşır ne de inananlara." [Tevbe suresi, 113; Bkz. Kurtubî, ilgili ayet tefsiri] Şu ayetin de aynı mevzu ile alâkalı olarak geldiği söylenir:"Onlara ister bağışlanma dile, ister dileme, farketmez. Onlara yetmiş defa bağışlanma dilesen de Allah onları asla bağışlamayacaktır. Bu, onların Allah'ı ve Rasûlünü inkâr etmesinden ötürüdür. Allah fâsıklar gürûhunu hidayete erdirmez." [Tevbe suresi, 80]

Buradaki mesele ve hüküm ölmüş kâfirler için böyledir. Hayatta olan kâfirlerin hidayeti, doğru yolu bulmaları için dua etmek ise caizdir. Çünkü Rasulüllah Efendimiz Uhud Günü mübarek dişleri kırılıp yüzü yaralandığında, müşrikler için; "Allah'ım kavmime hidayet et, çünkü onlar bilmiyorlar" diye dua etmişlerdi. [Buhari, Sahih, Enbiya, 54; Müslim, Sahih, Cihad, 105; Kadı İyaz, Şifâ, 1, 105]

İbn Abbas (r.anhuma) da: "Mü'minler kâfir olarak ölmüş yakınlarına dua ediyorlardı. Bunu yasaklayan âyet [Tevbe, 113] geldi, onlardan duayı kestiler. Ama bu âyet onların, hayatta olan kâfirlere dua etmelerini yasaklamıyordu" demiştir. [Kurtubî, ilgili ayet tefsiri; Ayrıca bkz. İbn Âbidin, Âmira, I, 351, Mısır, I, 523]

***

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyorlar ki: “Fitnelerin zifiri karanlıkların çökmesi gibi yaygınlaştığı zamanda, dinine sarılan kimse, koru (ateş parçasını avucunun içinde) tutan kimse gibidir. [Ahmed b. Hanbel, II, 390; Tirmizî, Fiten, 73] Tam da hadis-i şerifte tarif olunan devirdeyiz. Tabir caizse, koyun iziyle keçi izi birbirine karışmış… İmanla yaşayabilmek, imanla öbür âleme göçebilmek gerçekten zor! Bazı alanlarda, kimi mesleklerde, belli klikler, bazı sosyal gruplar arasında bulunmanın-yaşamanın ise bu işi daha da zorlaştırdığı acı ve açık bir gerçek. O bakımdan;

Sorunuzda adı geçen kişiyle ilgili şahsen benim derinlemesine bir bilgim yok. Bilmediğim kişi ve konularda da elbette ki söz söyleme hakkım olamaz. Ancak bugün internette dikkat çeken bir haber yayınlandı. Merak edip ilgilenenler için linkini veriyorum. Okuyup bir fikir edinebilirler.  http://www.ensonhaber.com/ertasin-cenazesi-oncesi-alevi-sunni-gerginligi-2012-09-25.html 

***

Sonuç; meseleyi özetleyecek olursak, ölen kâfir için arkasından af dilemek veya "Allah rahmet eylesin" demek, Allah korusun, insanı küfre götürecek bir harakettir.

Fakat hayatta olan bir kâfir için "Allah hidayet nasip etsin" diyerek hayır dua etmek caiz görülmüştür.

Durumları meşkük olanlar içinse, yapılması gerekeni, söylenmesi icap edeni yukarıda belirtmiş idik.

Go to top