Halis ECE


Bilindiği üzere Kelâm ilminde istidlâl, yani bir şeyin isbatı için delil getirip o delillerden hüküm çıkartmanın iki yolu vardır:

1. Burhan-ı limmî

2. Burhan-ı innî.

Burhanı- limmî; müessirden esere, sebeplerden neticelere doğru yapılan istidlâl, yani delile dayanarak sonuca varma Usûlü/metodu... Mesela; merhametli bir zâtın şefkatinden, cömertliğinden söz ediyorsunuz ve böyle bir zât elbette fakirlere ve düşkünlere yardım elini uzatacaktır diyorsunuz. Burada, müessirden esere intikal etmiş oluyorsunuz.

Burhan-ı innî ise, eserden müessire, neticelerden sebeplere gidilerek yapılan istidlâldir.

Mesela, Selimiye’yi bütün yönleriyle inceliyor, ondaki sanata hayran kalıyor ve sonunda, “Böylesine muhteşem bir eserin mimarı, elbette büyük bir dâhi, eşsiz bir sanatkârdır” hükmüne varıyorsunuz. Yani eserden müessire, neticeden sebebe bir istidlâl bahis mevzuudur.

Her iki istidlâl metoduna müşterek bir misâl vermek gerekirse; ateşin dumana olan delaleti, müessirden esere yapılan istidlâle... Dumanın ateşe olan delaleti de, eserden müessire olan istidlâle güzel birer örnektir.

Kur’ân-ı Kerîm’de her iki istidlâlin de misalleri çoktur...

Mesela Fâtiha sûresinin hemen başında yine her iki delile de işaret edilmiştir.

Şöyle ki:

“Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur” buyrularak önce âlemlerin durumuna dikkat çekilmiş ve ‘bu düzeni yapan Zât'ın her türlü hamde ve senaya lâyık olduğu’ hükmü getirilmiştir. Burada eserden müessire istidlâl vardır.

Daha sonra Rahmân ve Rahîm isimleri zikredilerek, Allah’ın ‘din gününün sahibi olduğu’na dikkat çekilmiştir. “Mademki Allah, Rahmân ve Rahîm’dir, elbette din gününü getirecek ve bu rahmet ve inayetini ahirette de devam ettirecektir” mânâsı gösterilmekle, müessirden esere, sebeplerden neticeye bir istidlâl yapılmıştır.

Yine Kur’ân-ı Kerim’de;

- İnsanın yaratılışına defalarca yer verilmesi…

- Arz ve semanın vaziyetlerine, mükemmelliklerine dikkat çekilmesi…

- Deveden arıya, hatta sivrisineğe kadar nice hayvanların yaratılışlarına dikkat çekilmesi...


... bütün bunlar, ‘eserden Müessire’ gidilen usûldür. Yani bürhan-ı innî’dir. Akıl sahiplerini Allah’ın varlığına-birliğine, eşi-benzeri olmadığına inanmaya götüren delillerdir. Her bireri hidayet vesilesidirler.

Gerek Kur’an’ın ve gerekse onun mübelliği olan Rasûlüllah Efendimizin (s.a.v.) tefekkür üzerinde ısrarla durması da, kuşkusuz bu sebeptendir.

***

Özetlersek;

Her iki isbat yolu da yerine ve gereğine göre meşrudur. Karşımızdaki muhatabın durumu dikkate alınarak ya eserden Müessir’e, ya da Müessir’den esere doğru isbat yolu tercih edilebilir. Yahut da hem burhan-ı innî metodundan, hem de burhan-ı limmî metodundan birlikte faydalanılabilir.

Tafsilî iman sahiplerinin, hele-hele tasavvuf erbabının yolu genelde Müessir'den esere doğrudur. Zira onlar, en küçük bir şüpheleri dahi bulunmadığı içindir ki delillerle meşgul olmayı, zait-lüzumsuz addederler.

Tabi bu meyanda bir de ilmü’l-yakîn, aynü’l-yakîn, hakku’l-yakîn ve hakikatü hakkı’l-yakîn de vardır ki, nisbeten bahs-i diğer sayılır…

Go to top