Halis ECE

Lûgat mânâsı itibariyle tasvîr, “bir şeye şekil vermek, bir şeyin resmini yapmak veya fotoğrafını çekmek” demektir. Tasvîr’in İslâmî ilimlerdeki mânâsı ise, “Kur’ân’ın kendine hâs üslûbu içerisinde eşya ve hâdiseleri, sanki elle tutulur, gözle görülür bir manzara içerisinde insanlara takdim ediş tarzı”dır.

Kur’ân-ı Kerim’de muhtelif tasvîrler vardır. Dilerseniz bunlardan “darb-ı mesel”le olan tasviri ele alalım.

Darb-ı meseller... Yani, hissî bir şekle sokulan zihnî mânâlar. Buna, A‘raf sûresinin 40’ıncı âyet-i celilesi çok güzel bir örnek teşkil etmektedir. Zikri geçen bu âyette buyuruyor ki Mevlâmız:

“Âyetlerimizi yalanlayıp onlara îman etmeyi kibirlerine yediremeyenler var ya! Onlara semâvâtın (göklerin) kapıları açılmaz ve deve iğne deliğinden geçinceye kadar cennete giremezler. İşte biz, günahkârları böyle cezalandırırız.”

Âyet-i kerime, ilk nazarda, Allâh’ın âyetlerini yalanlayanların Allah katına kabul edilmeyeceklerini, aslâ cennete giremeyeceklerini, bu işin onlar için muhâl bir şey olduğunu beyân ediyor.

Mücerred mânâlar, zihnen ancak bu şekilde ifade edilebilir. Fakat Kur’ân’ın tasvir üslûbu, bu mânâları şu şekle sokuyor:

Önce insan, hayâlinde semâ kapılarının açılmasının şeklini, sonra da hacim ve cüsse ölçüsü itibariyle, deve ve iğne deliğini canlandırıyor. Koca deve iğnenin deliğinden nasıl geçebilir?!
***
İşte Kur’ân-ı Kerim, muhâl olan bu işin mânâsını, insan rûhunun derinliklerine bu tasvir ile nüfûz ettiriyor. Böylece bu mânâlar, yalnız zihin yoluyla değil, aynı zamanda gözle ve his yoluyla da rûha ulaşıyor.

Go to top