Muhterem efendim; imamı Buhari hz.lerinin i. Azam hz hakkında birtakım sözleri zikr ediliyor.bu yalan yanlış nasıl çıkmış ve delil ne söyleyebiliriz. maasselam

*******

Değerli kardeşim;

İmam Buharî’nin (rh.) Sahih'inde isim vermeden İmam-ı Azam (rh.) hazretlerinin bazı görüşlerini tenkit ettiği, sahih hadis rivayetine aykırı olduğunu belirttiği söz konusudur. Ancak bu durum iki büyük âlim arasındaki ilmi bir münazaradan olarak değerlendirilimelidir. Öyle ulorta bir tartışma gibi değil. Ayrıca malumunuz bu iki büyük imamımız muasır değilllerdir. İmam Buharî’nin İmam-ı Azam'ı görmediği kesindir. İmam-ı Azam hicrî 150’de, İmam Buharî ise, hicrî 256’da vefat etmiştir. Dolayısiyle birbirlerini görmeleri mümkün değildir. O bakımdan öezllikle birbirlerini görmüş gibi anlatılan hususlar, aklî-mantıkî tenakuzlardan ibarettir, üzerinde durmaya değmez.

İmam Buharî Sahih’inde tenkit ettiği bazı kimseler hakkında isim vermeden “Bazı kimseler şöyle dedi” diyerek eleştirir. Bu tenkitleri, o dönemde Hadisçilerle ehl-i rey arasında var olan münazaraların / tartışmaların bir yansıması olarak kabul etmek gerekir. Buharî’nin “Bazı kimseler şöyle dedi” demekten kastı İmam-ı Azam hazretleri olduğu meşhur olmakla beraber, bunu bütün rey ekolü ve İmam Muhammed için de kullandığını söyleyen âlimler de vardır.

İmam Buharî'nin, İmam-ı Azam Ebu Hanife'yi, ismini bile anmadan bu şekilde umumî bir ifadeyle tenkid etmesine tahammül edemeyen Tecrîd-i Sarih mütercimi Kâmil Miras merhum, hissiyatını şöyle dile getirmiştir:

“Nasıl ki İmam Buharî'nin, İmam Mâlik’le, İmam Şafiî'nin içtihatlarını, istidlâllerini hürmetle takrir ettik... Evet, İmam Buharî'nin bu iki sahib-i mezheb büyük imamın içtihatlarına iştirakini hürmetle karşılarız. Yalnız hürmet değil, nefret hissettiğmiz bir cihet varsa o da, eimme-i mezâhibin alem ve akdemi olan bir imamın ilmî şahsiyetini hiçe sayarak, “bazı benî âdem demiştir ki” diye ism-i cins ile anılması, sonra muhalifinin hatır ve hayalinden geçmeyen bir vech-i istidlâl ortaya koyup sonra da dönüp çü­rütmesi, en sonu bir de tenakuz dolapları çevirmesidir. İmam Buharî'nin iki sahib-i mezhebin içtihatlarına iştirak ve muzahereti ne kadar şâyân-ı ihti­ram ise, bu da o nisbette çirkindir. Erkân-ı dîn'in bir rükn-i mühimmi olan Ebu Hanife hazretlerini “eyyühe'n-nâs” sırasına tenzil etmek çok büyük bir cür'ettir”.

Biz de meseleyi biraz daha genişçe ele almazdan evvel kısaca şu hissiyatımızı dile getirmiş olalım:

Bilindiği üzere İmam-ı Azam Ebu Hanife ve İmam Buharî (rahımehumallah), iki büyük Ehl-i Sünnet imamı, önderi, kılavuzu, rehberidir…  Vazgeçilemez iki büyük değeridir. Görüşleri arasında cereyan edene ihtilaflar, münazara ve münakaşalar bizim gibi sıradan Müslümanları pek de ilgilendiren bir hadise olmasa gerek... Hatta hiç değildir. Zira Ehl-i Sünnet için İmam-ı Azam Ebu Hanife ne ise, İmam Buharî de bir bakıma odur. Her ikisi de benzer sevgi ve saygıyı görmektedir. Binaenaleyh bu ve benzeri nazik meselelerden elimizi, dilimizi, gönlümüzü uzak tutmalıyız. Hele hele aralarında cereyan eden bu meselelerde, o haklı bu haksız türü sözlerle hakemlik rolü üstlenmek gibi bir garabetin içinde hiç bulunmamalıyız!

***
Her iki imam da müçtehit

İmam Buharî de bir müçtehittir, başkalarını tenkit edebilir. Bu husus, tenkit edeni (eleştireni) de tenkit olunanı (eleştirileni) de küçük düşüren bir davranış asla değildir. Buhari, kendisine göre sahih hadise aykırı bulduğu görüşleri eleştirmiştir.

Aslında yukarıda da belirttiğimiz gibi İmam Buhârî ile İmam-ı Azma Ebû Hanîfe (rahımehumallah) muasır değildir. Çünkü Ebû Hanîfe H. 80-150 yılları arasında yaşamıştır. Yani Buhârî hazretleri İmam-ı Azam hazretlerinin vefatından tam 44 yıl sonra doğmuştur. Buna rağmen, aralarında bir ihtilaf söz konusudur ve bu gerçektir. Pek çok müellif bu meseleye temas etmiş ve bilhassa Hanefîler, İmam-ı Azâm'ı müdafaa için mevzu üzerine eğilmişler, özel eserler telif etmişlerdir. el-Lübâb'ın sahibi, Abdülgani el-Meydânî ed-Dımeşkî'nin “Keşfu'l-İltibas Ammâ Evredehu'l-Buhârî alâ Bâzı'n-Nâs” adlı eseri bunlardan biridir.

Terâcim kitapları, genellikle Buhârî'nin, Ebû Hanîfe'ye cephe almasında Nuaym İbnu Hammâd el-Mervezî'nin rolünün olduğunua dikkat çekerler. Ancak acizane kanaatimizce, Buharî gibi bir allâmenin Nuaym b. Hammad’ın sözlerine kanarak İmam-ı Azam Ebu Hanife’ye cephe aldığını iddia etmek hiç de şık olmayan bir iddia olur. Nitekim Buhârî'deki Ebû Hanîfe’ye olan itirazlarıyla ilgili bu açıklamaya, başka açıklamalar da yapılmıştır. Bunlardan birine göre, Buhârî, ilmî seyahatlerden Buhârâ'ya dönünce, oradaki Hanefi olan bazı âlimler kendisini kıskandı. Hatalı bir fetvasını bahâne ederek onun Buhârâ'dan sürülmesini sağladılar. Bu işin başında, Buhârî'nin talebelik arkadaşı olan Ebu Hafsı's-Sağîr el-Buhârî baş rolü oynamıştır. Ebu Hafsı's-Sağîr Mâverâünnehir'de Hanefiye şeyhidir. Kendisine kötü davrananlara karşı kırılmış olan Buhârî hazretlerinin bir insan olarak hissiyata kapılıp Hanefilere kırıldığı ifâde edilir.

Bir başka yoruma göre, İmam Buhârî de bir fakîhtir ve değişik mevzularda İmam Ebu Hanife’nin verdiği hükümlere aykırı içtihatlar yapmıştır. Böylece aralarında içtihat farkı olabilmiştir. Bu durum, sadece İmam Buhari ve İmam Ebu Hanife arasında değil, diğer imamlar arasında da olmuştur, olması da tabiidir, olmaması anormaldir. Çünkü ‘Ümmetin (müçtehitlerinin) ihtilafı rahmettir’. [Bkz. İmam Nevevî, Şerhu’l-Müslim]

Bu yorumun haklılığını kavramak için Ahmed İbn Hanbel'in (rh.) şu sözünü kaydetmede fayda var. O büyük İmam der ki: “Biz ehl-i reyi, onlar da bizi durmadan tenkit ederdik. Bu hal Şâfiî'nin gelmesine kadar devam etti. O gelince aramızı bulup bizi kaynaştırdı.” [Bkz. İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte Tercüme ve Şerhi, 1, 193-194]

Hulâsa, İmam Buharî’nin bir muhaddis olarak, ehl-i reyden bir olan İmam-ı Azam Ebu Hanife’yi bazı mevzularda tenkit etmiş/eleştirmiştir. Eşsiz bir muhaddis olduğu kadar müçtehit bir fakih de olan İmam Buharî’nin kendi içtihadını İmam-ı Azam hazretlerinin  içtihadından daha isabetli görmesi normal bir değerlendirme olarak görülebilir. Aynı durum diğer imamlarımız için de geçerlidir. Bir müçtehit, diğer bir müctehidin görüşüne katılmayabilir. Bundan daha tabii ne olabilir? Elbetteki kendi içtihadını isabetli görecek, öyle görmese zaten o yönde içtihat etmezdi.

Âcizane kanaatim; o değerli âlimlerimizin her birinin bize miras bıraktığı o güzel ilim servetlerini güzelce toplayıp, onlardan azami derecede istifade etme yolundan geri kalmamaya bakmalıyız.

İmam-ı Azam (rh.) ve Hanefi mezhebinin üstünlüğü hakkında İmam-ı Rabbani (k.s.) hazretlerinin değerlendirmeleri için bkz. http://www.halisece.com/fikih/557-hanimlarin-ozel-hallerinde-kur-an-okuyup-okutma-meselesi-mezheplerine-uymalarinin-onemi-ve-telfik-mevzuu.html

Vesselâm...

 

Go to top